Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogKanserMemedeki kitle ne zaman tehlikeli?

Memedeki kitle ne zaman tehlikeli?

Medicinal 2 Memedeki kitle ne zaman tehlikeli?

Memedeki kitle ne zaman tehlikeli?

Memedeki Kitle ve İlk Tespit

Bir sabah duş alırken avucunuzun içinde hissettiğiniz o sertlik, aynaya baktığınızda fark ettiğiniz o hafif çekinti ya da sütyeninizin baskısında hissettiğiniz o yabancı cisim duygusu. Memedeki kitle ile ilk karşılaşma çoğu kadın için sessiz bir çarpma anıdır. Kalp bir anlığına hızlanır, eller hemen kontrol etmeye gider, sonra bir sessizlik. İşte tam bu noktada iki yol ayrılır.

Kliniğime gelen hastalarımın çoğu anlatmaya “Aslında aylar önce fark etmiştim ama…” diye başlar. Kimi yoğun iş temposuna sığdıramamıştır, kimi “zaten geçmişti” diye kendini avutmuştur, kimi ise dokununca acımadığı için önemsememiştir. İşte bu “ama” kelimesi, tedavinin seyrini değiştiren kritik bir dönemeçtir. Geçen her hafta, vücudunuzun size gönderdiği o sinyali görmezden geldiğiniz bir süredir.

Dr. Sinan Akkurt, fonksiyonel tıp ve biorezonans alanındaki klinik deneyimlerimle size şunu net olarak söyleyebilirim. Memedeki kiteden korkmayın, ama geç kalmaktan korkun. Korku sizi felç eder, geç kalma ise seçeneklerinizi daraltır. Memede herhangi bir kitle fark ettiğiniz anda, bunun ileride tehlikeli olabileceğini varsayarak hareket etmelisiniz. Bu bir panik nedeni değil, bir stratejidir. Tıpkı evinizde bir duman dedektörünün alarm vermesi gibi düşünün. Yangın olmayabilir, ama kontrol etmeden nasıl rahat edebilirsiniz?

Altında yatan bir kist mi, parazit mi, bir enfeksiyon mu yoksa tümör mü olduğunu ancak uzman bir hekim arkadaşın değerlendirmesiyle öğrenebilirsiniz. Tetkiklerinizi yaptırıp bu gerçeği aydınlatmak sizin elinizdedir. Memedeki kitleyi bir düşman değil, bir uyarıcı olarak görmek gerekir. Benim klinik pratiğimde gözlemlediğim en büyük pişmanlık, kitlenin varlığı değil, ona karşı duyulan kayıtsızlıktır. O kitle, vücudunuzun size fısıldadığı bir mesajdır. Onu duymazdan gelmek yerine, bir an önce harekete geçmek hem akıllıca hem de kendinize karşı sorumlu bir tercihtir.

Memedeki kitle ne zaman tehlikeli?
Memedeki kitle ne zaman tehlikeli?

Fark Ettiğim Anda Ne Yapmalıyım?

Avucunuzda hissettiğiniz o sertliği fark ettiğiniz an, zaman durur gibi olur. İşte tam o anda yapmanız gereken şey basittir. Üç gün bekleyip geçer mi diye düşünmeyin. Kendi kendinize “daha önce de olmuştu, geçmişti” demeyin. Direkt bir genel cerrahi uzmanına veya sağlık kuruluşuna başvurun. Ben kliniğimde gördüm, bekleyenlerin çoğu pişman oluyor. Erken hareket edenler ise hem daha rahat hem de daha bilinçli bir süreç geçiriyor.

İlk muayenede hekiminiz elle muayene ile kitlenin yerini, boyutunu, sertliğini ve hareketliliğini değerlendirir. Hareketli ve yumuşak bir kitle ile sabit ve sert bir kitle, hekimin aklında farklı düşünceler uyandırır. Bu ilk dokunuş aslında size çok şey söyler. Sonrasında mutlaka bir görüntüleme yöntemi istenir. Ultrason genç kadınlarda ilk tercihtir. Meme dokusu yoğun olduğu için ultrason daha net bilgi verir. Kırk yaş üzerinde ise mamografi de eklenir. İki yöntem birlikte kullanıldığında kitle hakkında çok daha sağlıklı bir değerlendirme yapılır.

Görüntüleme sonrası hala netlik kazanmayan durumlarda biyopsi gerekir. Bu sizi korkutmasın. İnce iğne aspirasyonu dediğimiz yöntemle kitle içinden birkaç hücre alınır ve patoloji laboratuvarında incelenir. Sonuç birkaç gün içinde çıkar. Benim gözlemlediğim kadarıyla kadınların en çok strese girdiği an bu bekleme sürecidir. Ama bilin ki bu bekleme, bilmemekten çok daha iyidir. Net bir tanı aldıktan sonra ya rahatlarsınız ya da erken evrede müdahale şansı yakalarsınız. Her iki durum da sizin lehinizedir.

Fonksiyonel tıp açısından bakıldığında bu tetkik süreci sadece kitleyi tanımakla kalmaz. Aynı zamanda vücudunuzun genel metabolik durumunu da anlamak için bir fırsattır. Kan şekeriniz, karaciğer fonksiyonlarınız, iltihap belirteçleriniz ve hormon dengeniz bu süreçte değerlendirilebilir. Çünkü meme dokusu östrojene duyarlı bir dokudur. Vücuttaki östrojen metabolizması bozuksa, karaciğer östrojeni yeterince temizleyemiyorsa veya bağırsak floranız bu sürece destek vermiyorsa, kitle oluşumu için zemin hazırlanmış olabilir. Bu yüzden ben kliniğimde hastalarıma sadece “kitle iyi huylu mu kötü huylu mu” diye bakmam. Aynı zamanda bu kitle neden oluşmuş, vücut hangi koşullarda buna izin vermiş diye de sorarım.

Sizin yapmanız gereken en pratik şey şudur. Kitleyi fark ettiğiniz gün bir not defterine yazın. Nerede hissettiniz, ne kadar büyüklükteydi, ağrılı mıydı, adet döngünüzün hangi günündeydiniz. Bu bilgiler hekiminiz için çok değerlidir. Sonra en yakın zamanda randevu alın. Tetkiklerinizi yaptırın ve sonucu öğrenin. Korkuyla beklemek, öğrenip hareket etmekten çok daha yorucudur. Ben yıllardır bunu gözlemliyorum.

Kist, Enfeksiyon, Parazit veya Tümör Kitlelerinin Neden Her Biri Ciddiye Alınmalı ?

Memede hissettiğiniz o sertlik, her zaman aynı şey değildir. Ben kliniğimde farklı kökenlere sahip pek çok kitleyle karşılaşıyorum ve hepsinin ortak bir özelliği var: vücudunuz size bir şey anlatmaya çalışıyor. Bu mesajı görmezden gelmek, sorunun büyümesine izin vermek demektir.

Kistler en sık rastladığım yapılardan biridir. Özellikle adet döngüsüyle birlikte büyüyüp küçülen, ağrılı olabilen bu sıvı dolu keseler genellikle iyi huyludur. Ancak içindeki sıvının yapısı, duvarının kalınlığı ve büyüme hızı takip edilmelidir. Bir kistin içeriği değişebilir, enfekte olabilir veya zamanla farklı bir yapıya dönüşebilir. Bu yüzden “kist olduğu için endişelenmeyin” demek yerine, “kist olduğu için düzenli kontrol edin” diyorum.

Enfeksiyonlar özellikle emziren annelerde sık görülür. Memede kızarıklık, sıcaklık artışı ve şiddetli ağrıyla kendini belli eder. Bazen de daha sinsi seyreder, sadece bir sertlik hissedersiniz. Tedavi edilmezse apse oluşabilir, bu da daha invaziv müdahaleler gerektirir. Emzirmeyen kadınlarda da meme kanallarındaki tıkanıklıklar veya geriye kaçan enfeksiyonlar benzer tablolara yol açabilir.

Paraziter kökenli oluşumlar ilk başta akla gelmeyebilir. Ancak özellikle bağışıklık sistemi zayıflamış, kronik sindirim sorunları yaşayan veya hayvanlarla yakın temasta bulunan kişilerde meme dokusunda paraziter kistlere rastlanabilir. Echinococcus gibi parazitler karaciğerden sonra en sık akciğere ve memeye yerleşebilir. Bu durumda kitle sert, hareketsiz ve yavaş büyüyen bir yapıdadır. Tanısı atlanırsa yıllarca izlenip “kist” sanılabilir.

Tümörler ise her kadının en çok korktuğu ihtimaldir. İyi huylu fibroadenomlar genç yaşlarda sık görülür, kaygan sınırlı ve hareketli olurlar. Kötü huylu tümörler ise genellikle sert, pürüzlü kenarlı ve zamanla yapışık kalır. Ancak bu klinik bulgular her zaman kesin ayırıcı değildir. Benim gözlemlediğim, en tehlikeli tümörler bazen hiç ağrı vermez, en masum görünen kitleler ise altında ciddi bir patoloji gizleyebilir.

Fonksiyonel tıp bakış açısıyla baktığımda, meme kitlesinin arkasındaki nedenleri anlamak için vücudun genel dengesine bakarım. Kronik inflamasyon, östrojen metabolizmasındaki bozukluklar, karaciğer detoksifikasyon yetersizliği veya aşırı insülin salınımı meme dokusunu hassaslaştırabilir. Biorezonans değerlendirmesinde bu sistemik faktörleri değerlendirmek, sadece kitleyi tedavi etmekten çok daha anlamlıdır.

Özetle memedeki her kitle, ister küçük bir yağ nekrozu olsun ister kompleks bir kistik yapı, hekime başvurmayı gerektirir. Korkunun yerine merak koyun. Ne olduğunu öğrenmek için geç kalmayın.

Memenizdeki o sertlik size düşmanınız değil, en sadık haberciniz olarak görünebilir. Kliniğimde yıllardır tekrar eden bir sahne var. Oturan kişi anlatırken elleriyle o bölgeyi gösteriyor, sesi kısık. “Doktor Bey, aslında hissettiğimde hemen gelmek istedim ama…” Bu cümlenin devamı hep aynı. Korku, erteleme, başka zaman hallederim düşüncesi. Oysa o kitle, vücudunuzun size attığı bir can simididir. Yakalayıp değerlendirdiğinizde size hayat verir, görmezden geldiğinizde ise sessizce büyür.

Fonksiyonel tıp bakış açısıyla baktığımda her semptom bir hikaye anlatır. Memedeki kitle de öyledir. Belki östrojen metabolizmanızda bir yavaşlama vardır, belki karaciğeriniz fazla hormonu temizleyememektedir, belki yıllardır kullandığınız deodorantın alüminyumu birikmiştir dokuda. Bu nedenle benim için önemli olan sadece kitleyi çıkarmak veya küçültmek değil, neden orada olduğunu anlamaktır. Bir yangın alarmı çaldığında alarmı kırmak yerine yangının nerede başladığını bulursunuz ya, memedeki kitle de tam olarak budur.

Biorezonans değerlendirmelerimde sıklıkla görüyorum. Vücut yıllarca sessizce tolere eder, sonra bir noktada artık dayanamaz ve kendini duyurur. İşte kitle o duyuruşun fiziksel halidir. Erken evrede yakaladığımızda sadece tıbbi müdahaleyle değil, beslenme düzenlemesiyle, toksin yükünü azaltmayla, stres kaynaklarını belirleyip yönetmeyle çok daha geniş bir iyileşme alanı açılır önümüze.

Sizden ricam şudur. Bugün duşta, aynada, yatarken elinizin altında hissettiğiniz her farklılığı not edin. Ertesi gün için değil, bu hafta için randevu alın. Unutmayın, erken tanı koymak sadece bir tedavi şansı değildir. Aynı zamanda yaşam tarzınızı yeniden şekillendirme, vücudunuzla daha bilinçli bir ilişki kurma fırsatıdır. Ve bu kararlılık, gelecek yıllarınızın kalitesini doğrudan etkiler.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir