Bebek ve Çocuklar Büyüdükçe Alerjileri Geçer Mi

Bebeklik ve Erken Çocukluk Döneminde Alerji Gelişimi
Yeni doğan bir bebeğin bağışıklık sistemi henüz dünyayı tanımaya başlamış bir rehber gibidir. Anne karnında nispeten steril bir ortamda gelişen bu sistem, doğumla birlikte mikroplar, polenler, gıdalar ve ev tozu gibi sayısız yabancı maddeyle tanışır. İlk tanışmalar genellikle karışık sinyallerle geçer. Bebeğin burnu akar, cildinde kızarıklıklar belirir, bazı gıdalara karşı hassasiyet gösterir. Bu belirtiler bağışıklığın öğrenme evresinde olduğunun işaretleridir. Bağışıklık sisteminin olgunlaşması yaklaşık altı yıl sürer. Bu süreçte T hücreleri denilen savunma birlikleri, dost mu düşman mı ayırt etmeyi öğrenir. İnek sütü proteini, yumurta akı veya fındık gibi maddelerle ilk karşılaşmalarda aşırı tepki verebilir. Zamanla bu hücreler daha soğukkanlı davranmaya başlar. İşte bu nedenle birçok bebeklik alerjisi okul çağına gelmeden hafifler.
Bağırsak duvarı bu öğrenme sürecinin ana okuludur. Bebeklikte bağırsak epitelyumu dediğimiz iç yüzey, yetişkinlere göre daha geçirgendir. Gıda parçacıkları kolayca kana karışır ve bağışıklık hücrelerini uyarırlar. Emzirme bu geçirgenliği düzenleyen en önemli faktörlerden biridir. Anne sütündeki immünglobulin A maddesi, bağırsak duvarını kaplayarak yabancı proteinlerin kontrolsüz geçişini azaltır. Emzirilmeyen bebeklerde gıda alerjisi riski biraz daha yüksektir.
Çocuk büyüdükçe bağırsak duvarı sıkılaşır. Aynı gıdaya karşı verilen yanıt değişir. Yumurta alerjisi olan bir çocukta, pişmiş yumurtaya tolerans gelişebilir. Çiğ yumurta ise daha uzun süre sorun yaratabilir. Isı, protein yapısını değiştirdiği için bağışıklık sistemi bu formu daha az tepkiyle karşılar. Bu ayrım ebeveynlerin pratikte gözlemlediği en somut iyileşme işaretlerinden biridir. Mikrobiyom dediğimiz bağırsak florası da bu olgunlaşmada rol oynar. Sezaryenle doğan bebeklerde, anne kanalından geçerek edinilen faydalı bakteriler eksik kalabilir. Erken antibiyotik kullanımı florayı bozar. Temizlik hastalığı olarak bilinen aşırı hijyenik ortamlar, bağışıklığın eğitimini yetersiz bırakır. Çocuk toprakla oynamalı, evcil hayvanlarla temas etmelidir. Gıda alerjisi açısından risk taşımayan çocuklarda ise çeşitli gıdalarla kademeli tanışma sağlanabilir. Bu temaslar, savunma sisteminin dengeli gelişmesine yardım eder.
Her alerji aynı yolu izlemez. Egzama ve inek sütü alerjisi genellikle üç yaşına kadar geriler. Fındık ve deniz ürünü alerjileri ise daha inatçıdır. Burada önemli olan, alerji türünü doğru tanımaktır. IgE aracılı alerjiler hızlı ve şiddetli reaksiyon verir. Non-IgE mediated dediğimiz gecikmeli tipler ise daha sinsi seyreder. İkisi de farklı olgunlaşma potansiyeline sahiptir.
Hangi Alerji Türleri Yaşla Birlikte Geriler ve Hangileri Kalıcı Kalır ?
Inek sütü ve yumurta alerjileri çocukluk yıllarının en yaygın besin tepkileridir. Bunların büyük bölümü okul çağına gelmeden önce kendiliğinden düzelme eğilimi gösterir. Çocuğunuzun bağışıklık sistemi bu proteinleri yavaş yavaş tanımaya başlar. Üç yaşına kadar inek sütü toleransı gelişen çocukların oranı yüzde seksenlere ulaşır. Yumurta beyazındaki alerjen maddeler de benbir şekilde zamanla daha az tepki çeker.
Yer fıstığı baklagiller familyasına aittir ve ağaç kuruyemişlerinden farklı bir alerjen profili çizer.
Bu alerjiler genellikle ömür boyu sürecek şekilde yerleşir. Ancak her vaka kendi içinde benzersizdir. Yaklaşık her beş çocuktan biri yer fıstığı alerjisinden kurtulur. Bu oran fındık ve badem için biraz daha yüksektir. Deniz ürünü alerjileri de yetişkinliğe dek pek değişmeden kalır. İlk tepki ne kadar şiddetli olursa, geçme olasılığı o kadar düşer. Atopik dermatit yani egzama ile birlikte seyreden besin alerjileri farklı bir tablo sunar. Cilt bariyeri bozuk olduğunda yiyeceklerin proteinleri daha kolay temas kurar. Bu durum geçici bir duyarlanmaya yol açabilir. Cilt düzeldiğinde besin toleransı da artabilir. Ancak bu her zaman gerçekleşmez. Egzaması olan bir çocukta besin alerjisi tanısı konulmadan önce cilt durumunun değerlendirilmesi önemlidir.
Polen ve ev tozu akarı gibi solunum alerjileri farklı bir yol izler. Bunlar bebeklikte nadirdir. Genellikle üç ila beş yaş arasında belirginleşmeye başlar. İlk başta hafif bir burun akıntısı gibi görünebilir. Yıllar içinde astıma dönüşme riski vardır. Bu alerjiler genellikle geçmez. Ancak şiddeti değişebilir. Bazı çocuklarda ergenlik döneminde hafif bir gerileme gözlenir. Tamamen kaybolma ise nadirdir.
Böcek sokması alerjileri ilginç bir istisnadır. Çocukluk döneminde ortaya çıkan bu tepkilerin yaklaşık yarısı on beş yıla kadar kendiliğinden düzelir. Ancak anafilaksi yani şiddetli tüm vücut tepkisi yaşayanlarda bu oran düşer. Kalıcı ve geçici alerjileri ayırt etmek için kan ve cilt testleri tek başına yeterli değildir. Çocuğun yediği besinle ortaya çıkan belirtilerin zamanlaması, şiddeti ve tekrarlanabilirliği daha fazla ipucu verir. Alerji uzmanı bu bulguları bir araya getirerek gerçek bir alerji ile geçici duyarlanmayı ayırt eder.
Alerji Geçme Olasılığını Etkileyen Çevresel Belirleyiciler
Çocuğunuzun alerjisi zamanla kaybolacak mı sorusunun yanıtı, onun genetik haritasında ve günlük yaşamının detaylarında gizli. Anne ya da babada alerji öyküsü varsa, çocukta duyarlanma riski belirgin şekilde artar. Tek ebeveyn alerjik ise bu olasılık yaklaşık üç kat, her iki ebeveyn de etkilenmişse beş kata kadar yükselebilir. Genetik yükümlülük tek başına kader değildir. Aynı genetik havuza sahip kardeşlerden biri alerjikken diğeri tamamen sağlıklı olabilir. Aradaki farkı çevresel tetikleyiciler belirler.
Doğum şekli burada ilk dönüm noktasıdır. Sezaryenle doğan bebekler, annenin vajinal mikrobiyomundan geçmedikleri için bağırsak florası farklı şekillenir. Bu durum erken dönemde bağışıklık eğitimini etkiler. Emzirme süresi ve anne sütünün bileşimi de önemlidir. Anne sütündeki prebiyotikler ve immünglobulinler, bebeğin sindirim ve solunum yollarını dış etkenlere karşı yatıştırıcı bir tabaka oluşturur. Antibiyotik kullanımı özellikle dikkat edilmesi gereken bir başka faktördür. İlk üç yaş içinde tekrarlayan antibiyotik kürleri, bağırsak mikrobiyomundaki çeşitliliği azaltır. Bu bozulma, bağışıklık sisteminin dost olarak tanıması gereken besinlere karşı düşmanca bir tutum geliştirmesine yol açabilir. Ev içi mikrobiyal çeşitlilik de rol oynar. Köpek ya da kedi besleyen ailelerde çocukların alerji geliştirme riski daha düşüktür. Hayvan tüyleri değil, onlarla birlikte gelen çevresel mikrop çeşitliliği bağışıklığı eğitir.
Kentsel yaşamın getirdiği hava kirliliği, ev içi nem oranı ve sigara dumanı maruz kalma, alerjinin seyrini değiştiren dış etkenler arasındadır. Yüksek nemli ortamlar ev tozu akarlarını çoğaltır. Sigara dumanı solunum yollarının koruyucu tabakasını inceltir. Temizlik alışkanlıkları bile fark yaratır. Aşırı dezenfektan kullanımı, çocuğun bağışıklık sisteminin doğal öğrenme fırsatlarını kısıtlar. Kirli değil, dengeli bir mikrobiyal temas gerekir.
Aile öyküsü güçlü olan çocuklarda erken dönem müdahaleler fark oluşturur. Probiyotik desteği, beslenme çeşitliliğinin zamanında artırılması ve gereksiz antibiyotikten kaçınılması, genetik yatkınlığın alevlenmesini önleyebilir. Çevresel faktörler değiştirilebilir. Genetik kodu yeniden yazamazsınız ama onun nasıl okunacağını etkileyebilirsiniz.
Ebeveynlerin Gözlemleyebileceği İyileşme İşaretleri
Alerjinin gerilediğini anlamak için laboratuvar sayılarından önce evdeki ipuçlarını takip etmek yeterli olabilir. Ciltteki kızarıklıkların sıklığı azalıyorsa, öksürük artık gece uykuyu bölmüyorsa ya da ilaç kullanımı gittikçe seyrekleşiyorsa bu durum bağışıklığın yeni bir denge kurduğuna işaret eder. Çocuğunuz yaz aylarında tozdan uzaklaştığında nefes alması kolaylaşıyorsa, fakat sonbaharda yine zorlanıyorsa bu mevsimsel örüntü değerlendirmeye değer bir ayrıntıdır.
Bazı belirtiler yanıltıcıdır. Semptomların kaybolması her zaman alerjinin bittiği anlamına gelmez. Özellikle gıda alerjilerinde çocuk belirli bir besini uzun süre tüketmeyince reaksiyon göstermeyebilir. Alerjenle yeniden karşılaştığında şok düzeyinde bir yanıt alınabilir. Bu nedenle evde kendi kendine test yapmak yerine kontrollü bir ortamda yeniden değerlendirme şarttır. Oral gıda challenge testi denen bu yöntemde çocuk tıbbi gözetim altında küçük miktarlarda besinle tanıştırılır ve anlık yanıtlar kaydedilir. Deri prick testi ve kan yoluyla ölçülen spesifik IgE düzeyleri alerjinin varlığını gösterse de bunların şiddeti ile semptomların şiddeti her zaman örtüşmez. Yüksek bir kan değeri olan çocuk hiç belirti vermeyebilir. Düşük değerli başka bir çocuk ise anafilaksi yaşayabilir. Bu yüzden tek bir test sonucuna göre karar vermek yerine çocuğun geçmişini, aile öyküsünü ve günlük gözlemleri bir arada değerlendirmek gerekir.
Takvim tutmak faydalıdır. Hangi besin ne zaman yenildi, kaç saat sonra ne oldu, ilaç verildi mi, ne kadar sürede geçti. Bu kayıtlar hekimle yapılan görüşmeleri verimli kılar ve gereksiz testlerden kaçınılmasını sağlar. Ayrıca büyüme eğrisi de sessiz bir göstergedir. Kontrollü alerji çocuğun besin çeşitliliğini ve dolayısıyla kilo boy gelişimini olumsuz etkileyebilir.
Çocukluk çağında alerji takibi yılda en az bir kez yapılmalıdır. Okul çağına gelindiğinde bu süre iki yıla çıkarılabilir. Fakat yeni semptom ortaya çıktığında beklemek yerine erken randevu almak doğru olur. Alerji tanısında kanıta dayalı yöntemler olan cilt prick testi, spesifik IgE ölçümü ve oral provokasyon testleri kullanılır; bu konvansiyonel testlerle belirlenemeyen durumlarda uzman hekim değerlendirmesi şarttır. Fonksiyonel tıp yaklaşımıyla besin duyarlılıklarının yanı sıra bağırsak geçirgenliği, karaciğer ve böbrek fonksiyonları ile mikrobiyota dengesi de incelenir. Böylece sadece alerjinin varlığı değil, neden devam ettiği veya neden gerilediği daha bütüncül bir çerçevede anlaşılır. Çocukluk çağı alerjilerinde bilimsel kanıta dayalı tedavi prensipleri uygulanır; immünoterapi gibi kanıtlanmış yöntemlerle çocuğunuzun bağışıklık sisteminin düzenlenmesi hedeflenir.
Güncel Bağışlık Tedavisi Yaklaşımları
Alerji aşıları, yani immünoterapi, çocukluk çağı alerjilerinin doğal seyrini değiştirmede en etkili araçlardan biridir. Bu tedavi, bağışıklık sistemini alerjene karşı yavaş yavaş alıştırarak aşırı tepki verme eğilimini azaltır. Özellikle polen, ev tozu akarı ve bazı böcek sokmalarına karşı gelişen alerjilerde yıllar içinde kalıcı rahatlama sağlayabilir. Çocuklarda erken yaşta başlanan immünoterapi, yetişkinlikte yeni alerjilerin gelişme riskini de düşürür. Sublingual uygulama, yani dil altı damla yöntemi, enjeksiyondan korkan küçük yaştaki çocuklar için evde kullanılabilen pratik bir seçenektir. Günlük damlalar düzenli alındığında burun akıntısı, göz kaşıntısı ve astım ataklarında belirgin azalma gözlenir. Bu yöntem güvenli kabul edilir, ciddi yan etki riski düşüktür.
Besin alerjilerinde ise oral immünoterapi son dönemde dikkat çekmektedir. Fındık, yumurta veya süt alerjisi olan çocuklarda mikroskobik dozlarla başlanan bu yaklaşım, tolerans geliştirmeyi hedefler. Her zaman tam iyileşme sağlanmasa da reaksiyon şiddetini azaltır, kazara maruz kalma durumlarında yaşamı tehdit eden tepkilerin önüne geçer.Biyolojik tedaviler, özellikle şiddetli egzama ve astım vakalarında hekimlerin başvurduğu etkili seçenekler arasında yer alır. Bu ilaçlar bağışıklığın belirli noktalarını hedef alır, genel baskılama yerine daha seçici müdahale sunar. Fonksiyonel tıp yaklaşımıyla bağırsak mikrobiyom dengesinin desteklenmesi, bağışıklık sisteminin doğal işleyişine katkı sağlayabilir; karaciğer ve böbreklerin detoksifikasyon fonksiyonları ise doğal olarak sürdürülür. Çocuğunuzun kendi iyileşme potansiyelini desteklemek amacıyla, kanıta dayalı tedavi seçenekleri değerlendirilir ve kişiye özgü plan oluşturulur.
Alerji Devam Ettiğinde Yaşam Kalitesini Koruyan Yönetim
Bazı alerjiler çocuklukla birlikte geride kalır. Peki ya kalıcı olanlar? İşte o noktada amaç semptomları baskılamaktan çok, çocuğunuzun günlük hayatını kısıtlamayan bir düzen kurmaktır. Bu, ilaç listesinin uzunluğuyla değil, nefes aldığı ortamın kalitesiyle ölçülür. Kalıcı besin alerjilerinde etiket okuma alışkanlığı erken yaşta kazandırılmalı. Çocuğunuzun kendi güvenliğini yönetebilmesi için basit bir dil geliştirin. Mesela bu ürün bana göre değil demesi, bir ambalajı dakikalarca incelemekten daha işlevseldir. Okul öncesi dönemde öğretmen ve diğer ebeveynlerle açık iletişim kurmak, beklenmedik bir reaksiyon anında yaşanacak paniği önemli ölçüde azaltır.
Ev içi alerjen kontrolü özellikle solunum yolu hassasiyeti olan çocuklarda belirleyicidir. Yatak odasındaki toz yükü, bir fincan çayın içindeki tanecikler kadar görünmez ama etkisi hissedilir. Haftalık sıcak suyla yıkanan çarşaflar, doğal malzemeli yatak koruyucuları ve odadaki gereksiz peluş eşya kaldırma üçlüsü basit ama etkili adımlardır. Nem oranını yüzde elli civarında tutmak küf ve akar oluşumunu yavaşlatır.
Mevsimsel alerjilerde pencere açma saatlerini sabah erken ve akşam geç saatlere kaydırmak, polen yoğunluğunun zirve yaptığı öğlenleri iç mekanda geçirmek pratik bir çözümdür. Çocuğunuz dışarıdan geldiğinde yüzünü ve ellerini yıkamak, saçını akşam banyosunda durulamak polen yükünü azaltır. Bu küçük ritüeller ilaç dozunu düşürmede yardımcı olabilir. Büyüme çağında beslenme yetersizliği alerji kısıtlamalarının en görünmeyen riskidir. Süt proteini alerjisi olan bir çocukta kalsiyum, yumurta alerjisinde ise kolay protein kaynağı eksikliği ortaya çıkabilir. Alternatif besinlerin biyoyararlılığı yani vücut tarafından gerçekten kullanılabilirliği farklıdır. Bitkisel sütler arasında kalsiyum takviyeli badem sütü ile protein profili zengin soya sütü arasındaki farkı bilmek, menü planlamasında işinize yarar.
Psikososyal boyut gözden kaçan bir diğer alandır. Sürekli yasak listesiyle büyüyen çocuk, arkadaş ortamlarında farklılık hissi yaşayabilir. Doğum günü partilerinde kendi getirdiği cupcakei yemek, onu ötekileştirmek yerine özel kılabilir. Aile olarak bu dili kurmak, çocuğunuzun alerjisini bir eksiklik değil, yönettiği bir özellik olarak görmesini sağlar.
Fonksiyonel tıp ve bütüncül yaklaşım burada devreye girer. Alerji semptomlarını bastırmak yerine, çocuğunuzun bağışıklık sisteminin neden aşırı tepki verdiğini anlamaya çalışırız. Bağırsak geçirgenliği, mikrobiyom dengesi, besin duyarlılıkları ve çevresel toksin yükü bu değerlendirmenin parçalarıdır. Biorezonans yöntemleri çocuğunuzun vücut enerji alanlarındaki dengesizlikleri saptamada kullanılır, bu bilgiler ışığında kişiselleştirilmiş bir destek protokolü oluşturulur. Ozon tedavisi ve IV besin destekleri gerektiğinde bağışıklık modülasyonunu doğal yollarla destekler, vücudun kendi düzenleme mekanizmalarını harekete geçirir. Dr. Sinan Akkurt yaklaşımıyla bu süreçte amaç, çocuğunuzun alerji öyküsünü sadece geçmişte kalan bir tanı olarak değil, onu güçlendiren bir deneyim olarak yeniden çerçevelemektir.
Çocuğunuzun Alerji Öyküsü
Birçok ebeveyn, bebeğin ilk yıllarındaki alerji tanısının ömür boyu süreceği kaygısıyla yaşar. Gerçek şu ki, çocuğunuzun bağışıklık geçmişi size önemli ipuçları sunar. Erken dönemde sadece birkaç gıdaya duyarlılık varsa ve cilt bulguları baskınsa, bunlar genellikle olumlu işaretlerdir. Deri testlerindeki reaksiyon şiddeti zamanla hafifliyorsa, beden yavaş yavaş tolere etmeyi öğreniyor demektir.
Astım ve alerjik nezle gibi solunum bulguları eşlik ediyorsa durum biraz daha dikkatli izlemeyi gerektirir. Yine de bu kalıcı bir kader değildir. Çocuğunuzun büyüme eğrisi düzenliyse, uyku kalitesi bozulmamışsa ve enfeksiyon sıklığı yaşıtlarına göre fazla değilse, bağışıklık sistemi olumlu yönde evriliyor sayılır. Bu üç parametre, pahalı tetkiklere gerek kalmadan evde takip edilebilecek en değerli göstergeler arasındadır. İnek sütü ve yumurta alerjilerinde beş yaşına kadar yüzde seksen civarında doğal tolerans gelişir. Yer fıstığı ve deniz ürünleri gibi dirençli tiplerde ise erken dönemde başlayan hedefe yönelik besin takviyeleri ve bütüncül destekler, uzun vadede fark yaratır. Çocuğunuzun hangi grupta olduğunu anlamak için düzenli kan ve cilt testleri yaptırmak yerine, yılda bir kez alerji uzmanı kontrolü genellikle yeterlidir.
Biorezonans ve fonksiyonel tıp yöntemleri, bu süreçte bedenin kendi denge mekanizmalarını harekete geçirmeyi amaçlar. Ozon tedavisi ve IV destekler ise özellikle bağırsak geçirgenliği bozukluğu eşlik eden vakalarda onarımı hızlandırır. Bütüncül tıp bakış açısıyla ele alındığında, alerji bir eksiklik veya hata değil, bağışıklığın eğitim aşamasında verdiği geçici bir yanıttır.
Dr. Sinan Akkurt’un Yaklaşımı: Ebeveynler alerjinin geçip geçmeyeceği konusunda endişelenebiliyor; bu beklenti her çocukta farklı seyrediyor. Hastalarıma önerdiğim yaklaşım, bağışıklık sisteminin doğal olgunlaşma sürecini sabırla takip etmek ve bu dönemde gereksiz gıda kısıtlamalarından kaçınmak oluyor. Her çocuğun alerji öyküsü kendine özgüdür; bu nedenle kişiye özel değerlendirme ve uzman bir çocuk alerji uzmanına danışma en doğru yol olacaktır.
Sık Sorulan Sorular
Çocuğumun sürekli burun akıntısı ve hapşırması var, bu alerji belirtisi mi yoksa sık sık geçirdiği üst solunum yolu enfeksiyonu mu?
Sürekli burun akıntısı ve hapşırma hem alerji hem de enfeksiyon belirtisi olabilir. Alerjide akıntı genellikle berrak ve suludur, gözlerde kaşıntı eşlik eder ve belirtiler mevsimsel ya da belirli tetikleyicilerle ortaya çıkar. Enfeksiyonda ise akıntı zamanla yeşil-sarı renk alır, ateş ve halsizlik görülür. Bebeklik ve erken çocuklukta bağışıklık sistemi henüz olgunlaşmadığı için bu iki durum birbirine karışabilir. Belirtilerin ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü ve eşlik eden şikayetler ayrıcı tanıda önemlidir. Şüphe duyduğunuzda bir çocuk alerji uzmanına danışmanız hem çocuğunuzun sağlığı hem de sizin için en güvenilir adım olur.
Alerji testi yaptırmadan önce antihistaminik ilaç kullanmayı ne kadar süre önce bırakmalıyız?
Cilt prik testi yapılacaksa antihistaminik ilaçları genellikle testten bir hafta önce bırakmak gerekir çünkü bu ilaçlar histamin yanıtını baskılayarak sonuçları yanıltabilir. Kan testinde ise bu kısıtlama genellikle söz konusu değildir. Aile hekiminiz veya alerji uzmanınızla görüşerek kullandığınız spesifik ilaca göre en doğru süreyi netleştirmeniz önemlidir.
Çocuğumun süt alerjisi var, bu durumda kalsiyum ihtiyacını nasıl karşılayabilirim ve hangi gıdaları alternatif olarak verebilirim?
Süt alerjisi olan çocuklarda kalsiyum ihtiyacı koyu yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, badem ezmesi, kalsiyumla zenginleştirilmiş tahıl ürünleri ve turunçgillerle karşılanabilir. Anne sütü alan bebeklerde bağışıklık sisteminin olgunlaşmasına destek olmak için emzirmeye devam etmek önemlidir çünkü anne sütü bağırsak duvarının geçirgenliğini düzenleyerek alerjik tepkileri hafifletmeye yardımcı olur. İnek sütü yerine onaylanmış formüller veya ilerleyen yaşlarda yoğurt gibi fermente süt ürünlerinin toleransı çocuğunuzun hekimiyle görüşülerek değerlendirilebilir.
Alerji şikayetleri olan çocuğa aşı yapılması güvenli mi, aşı takviminde değişiklik gerekir mi?
Aşı takviminde genellikle herhangi bir değişikliğe gerek kalmaz. Hafif alerjik belirtileri olan çocukların büyük çoğunluğu standart aşı programına güvenle devam edebilir. Ancak ağır ve kontrolsüz astımı, önceki aşı dozlarına ciddi reaksiyonu veya yumurta alerjisi nedeniyle anafilaksi öyküsü bulunan çocuklarda doktor değerlendirmesi şarttır. Bu özel durumlarda aşı uygulaması alerji uzmanı gözetiminde veya farklı bir hazırlık şekliyle yapılabilir. Anne babaların en doğru kararı alabilmesi için çocuğun alerji öyküsünü ayrıntılı şekilde hekimle paylaşması yeterlidir.
Çocuğumun cildinde kaşıntılı kızarıklıklar ortaya çıktığında ne zaman acil servise gitmeliyim, ne zaman poliklinik takibi yeterli olur?
Eğer çocuğunuzda nefes darlığı, dudak veya dilde şişme, bilinç bulanıklığı eşlik ediyorsa acil servise başvurmanız gerekir. Bunlar dışında sınırlı alanda kalan kaşıntılı kızarıklıklar, hafif ödem veya tek sistemle sınırlı şikayetler için çocuk alerji polikliniği takibi yeterlidir. Bebeklik döneminde cilt belirtileri sıklıkla bağışıklığın öğrenme evresine işaret eder ve çoğu zaman zamanla hafifler ancak ilk kez ortaya çıkan veya giderek şiddetlenen bulgularda mutlaka uzman değerlendirmesi şarttır.
Yayınlanma Tarihi:
