Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogWEB-TVSağlıklı Beslenme ve Kilo KontroluGut Hastalığında Neler Tüketilmemeli?

Gut Hastalığında Neler Tüketilmemeli?

Medicinal 1 Gut Hastalığında Neler Tüketilmemeli?

Gut hastalığı, kanda ürik asit düzeyinin normalin üzerine çıkmasıyla birlikte ürat kristallerinin eklem boşluklarında birikmesi sonucu gelişen ve son derece ağrılı krizlerle seyreden kronik bir metabolik hastalıktır. Hastalığın yönetiminde ilaç tedavisinin yanı sıra beslenme düzeni belirleyici bir öneme sahiptir; hatta doğru beslenme alışkanlıkları kriz sıklığını ve şiddetini anlamlı biçimde azaltabilmektedir. Gut hastalarında beslenmenin temel amacı, idrarı alkali hâle getirerek vücuttaki ürik asit dengesini korumak ve böbreklerin bu asidi daha verimli biçimde atmasına zemin hazırlamaktır. Bu dengenin sağlanmasında en kritik adım ise pürin açısından zengin besinlerin diyetten çıkarılması ya da en aza indirilmesidir. Pürinler vücutta parçalandıklarında ürik asite dönüşür ve bu dönüşüm gut ataklarının birincil tetikleyicisi hâline gelir.

Sakatatlar

Beyin, karaciğer, böbrek ve dil gibi sakatat ürünleri, tüm hayvansal besinler arasında en yüksek pürin konsantrasyonuna sahip grup olma özelliğini taşır. Bu besinler tüketildiğinde vücutta oldukça hızlı ve yoğun bir ürik asit yükü oluşur; bu durum da özellikle gut krizi eşiği düşük olan bireylerde akut bir atağı tetikleyebilecek kadar belirgin bir metabolik baskı yaratır. Karaciğer, beslenme açısından demir ve B12 vitamini gibi değerli besin öğeleri barındırsa da gut hastalığı varlığında bu besinlerin sağladığı faydanın yarattığı riskle kıyaslanamayacağı açıktır. Gut tanısı almış bireylerin sakatat içeren tüm ürünlerden, hazır işlenmiş et ürünlerinden ve iç organ bazlı et sularından kesinlikle uzak durması gerektiği genel kabul gören bir beslenme ilkesidir.

Alkol ve Maya

Alkol, gut hastalığında yalnızca yüksek pürin içeriği nedeniyle değil, ürik asidin böbrekler aracılığıyla atılımını doğrudan engelleyen bir bileşik olması nedeniyle de özellikle tehlikeli bir kategoride değerlendirilmektedir. Özellikle bira, pürin açısından son derece zengin olan maya içeriğiyle bu grupta ayrı bir yere sahiptir; hem alkolün ürik asit atılımını yavaşlatması hem de mayadan kaynaklanan yüksek pürin yükü birlikte değerlendirildiğinde bira, gut hastaları için en riskli içecek olarak öne çıkmaktadır. Şarap ve diğer alkollü içecekler bira kadar yüksek pürin içermese de ürik asit metabolizması üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle gut hastalarına hiçbir alkollü içeceğin güvenli olmadığı konusunda uyarı yapılmaktadır. Bunun yanı sıra maya içeren ekmek, bira mayası takviyeleri ve fermente bazı ürünler de dikkatle tüketilmesi gereken besin grupları arasında yer almaktadır.

Yağlı Besinler ve Deniz Ürünleri

Yüksek yağ içerikli besinler gut hastalığında doğrudan pürin kaynağı olmasalar da ürik asit atılımını olumsuz etkileyen metabolik bir ortam yaratmaları nedeniyle dikkatli tüketilmesi gereken kategori içinde değerlendirilmektedir. Aşırı yağ alımı, böbreklerin ürik asidi idrar yoluyla uzaklaştırma kapasitesini azaltır ve bu durum kanda biriken ürat düzeyinin yükselmesine katkıda bulunur. Deniz ürünleri ise bu tabloda çok daha doğrudan bir risk faktörü oluşturur. İstiridye, midye, karides, hamsi ve sardalye gibi deniz ürünleri oldukça yüksek miktarda pürin içermekte ve özellikle sık tüketildiklerinde gut atağını tetikleme açısından kırmızı et ile sakatat grubuyla benzer bir risk düzeyinde değerlendirilmektedir. Balık tüketimini tamamen kesmek gerekmese de yağlı balık türleri ve küçük yağlı deniz hayvanları özellikle kriz dönemlerinde diyetten çıkarılmalıdır.

Mantar, Kuşkonmaz, Brokoli ve Ispanak

Gut hastalığı denildiğinde akla ilk gelen besin grubunun hayvansal ürünler olduğu doğrudur; ancak bazı bitkisel besinlerin de yüksek pürin içeriği taşıdığını ve dikkatli tüketilmesi gerektiğini göz ardı etmemek gerekir. Mantar, kuşkonmaz, brokoli ve ıspanak bu açıdan öne çıkan bitkisel besinlerdir. Hayvansal kaynaklı pürinlerle kıyaslandığında bu sebzelerin ürik asit üzerindeki etkisinin görece daha sınırlı olduğuna dair araştırmalar mevcut olsa da gut hastalığı aktif seyrediyorsa veya ürik asit seviyeleri yüksek seyrediyorsa bu besinlerin de porsiyonlarının kısıtlanması gerektiği beslenme uzmanları tarafından önerilmektedir. Özellikle kriz dönemlerinde bu sebzelerin geçici olarak diyetten çıkarılması, vücuttaki toplam pürin yükünü düşürerek iyileşme sürecine katkı sağlayabilir.

Genel İlke İdrara Alkali Karakteri Kazandırmak

Tüm bu besin kısıtlamalarının arkasında yatan temel mantık, idrarın pH değerini yükselterek ürik asidin çözünürlüğünü artırmak ve böylece böbreklerin bu asidi daha verimli biçimde vücuttan uzaklaştırmasını sağlamaktır. Alkali bir idrar ortamı, ürat kristallerinin oluşumunu güçleştirir ve eklemlerde birikim riskini azaltır. Bu dengeyi koruyabilmek için kaçınılması gereken besinleri bilmek kadar, tüketilmesi gereken alkali destekleyici besinleri de beslenme planına dahil etmek büyük önem taşır. Bol su içmek, sebze ağırlıklı beslenmek ve rafine şekeri sınırlandırmak; pürin kısıtlamasının yanında gut yönetiminin diğer temel sütunlarını oluşturmaktadır. Beslenme değişiklikleri tek başına ilaç tedavisinin yerini tutmasa da doğru uygulandığında gut hastalarının yaşam kalitesini belirgin biçimde iyileştirme potansiyeline sahiptir.

Sağlığınız için ilk adımı atın. Aşağıdaki formu doldurarak randevu talebinde bulunabilirsiniz.







    https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

    Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.