Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogKanserKanser nasıl oluşur?

Kanser nasıl oluşur?

Medicinal 2 Kanser nasıl oluşur?

Kanser, vücuttaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve çevre dokulara istila etmesiyle ortaya çıkan karmaşık bir hastalık grubudur. Normalde düzenli işleyen büyüme, bölünme ve ölüm süreçlerindeki denge bozulduğunda, biriken genetik değişiklikler sağlıklı hücreleri dönüştürerek tümör oluşumuna zemin hazırlar.

Kanser Nedir ve Normal Hücrelerden Nasıl Ayrılır ?

Kanser, vücuttaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve çevre dokulara istila etmesiyle karakterize edilen bir hastalık grubudur. Bu süreçte hücreler, vücuttaki normal düzenleyici sinyallere yanıt vermeyi bırakır ve sınırsız bölünmeye devam eder. Sağlıklı dokularda hücre çoğalması, büyüme faktörleri, kontakt inhibisyon ve programlı hücre ölümü gibi mekanizmalarla sıkı denetim altında tutulur. Kanserli hücreler ise bu denetim mekanizmalarının tamamını aşarak bağımsız bir yaşam sürmeye başlar.

Normal hücrelerle kanserli hücreler arasındaki temel farklar oldukça belirgindir. Sağlıklı hücreler belirli bir sayıya ulaştıklarında çevrelerindeki hücrelerle temas kurarak bölünmeyi durdurur. Bu olguya kontakt inhibisyon adı verilir ve tümör hücrelerinde tamamen kaybolur. Ayrıca normal hücreler DNA hasarı oluştuğunda bölünmeyi durduran kontrol noktalarına sahiptir. Kanserli hücreler bu kontrol noktalarını devre dışı bırakarak hasarlı DNA ile bile çoğalmaya devam eder. Programlı hücre ölümü olan apoptozis, vücut için zararlı olabilecek hücrelerin temizlenmesini sağlar. Tümör hücreleri apoptozisten kaçmayı başararak yaşamlarını sürdürür.

Kanserli hücrelerin bir diğer ayırt edici özelliği anjiyogenez adı verilen süreçtir. Bu hücreler, kendilerine yeterli kan akımı sağlamak üzere yeni damarlar oluşturabilir. Normal dokularda anjiyogenez çok sınırlı koşullarda gerçekleşirken, tümörler bu yeteneği sürekli olarak kullanır. Metastaz yeteneği de kanserli hücrelere özgüdür. Böylece hücreler kan veya lenf yoluyla vücudun uzak bölgelerine ulaşarak ikincil tümörler oluşturur. Normal hücreler asla bu davranışı sergilemez.

Hücre yapısındaki değişiklikler de iki grup arasındaki farkları belirginleştirir. Kanserli hücrelerde çekirdek büyüklüğü ve şekli bozulur, kromozom yapısı anormalleşir, sitoplazmik organellerde düzensizlikler gözlenir. Bu morfolojik değişiklikler, patolojik incelemelerde tanı koymada önemli rol oynar. Tüm bu özellikler bir araya geldiğinde, kanserin yalnızca hızlı büyüyen bir doku olmadığı, karmaşık bir biyolojik sistemin bozulması sonucu ortaya çıktığı anlaşılır.

Kanser nasıl oluşur?
Kanser nasıl oluşur?

Genler ve Hücre Bölünmesi

Vücuttaki her hücre, büyüme, bölünme ve ölüm süreçlerini düzenleyen spesifik genetik talimatlara sahiptir. Bu talimatlar DNA zincirinde kodlanmış olup, hücrenin yaşam döngüsünü adım adım yönetir. Normal koşullarda hücre bölünmesi, hasarlı dokuların onarımı ve yıpranan hücrelerin yenilenmesi amacıyla sıkı bir denetim altında gerçekleşir.

Proto-onkogenler hücrenin büyümesini ve çoğalmasını teşvik eden genlerdir. Bu genler uygun miktarda aktif olduğunda dokularin gelişimi sağlıklı seyreder. Ancak yapısında meydana gelen bir değişiklik sonucu aşırı çalışmaya başladıklarında onkogen adını alırlar ve kontrolsüz hücre çoğalmasına yol açarlar. Örneğin RAS gen ailesindeki bir mutasyon, hücrenin sürekli bölünme sinyali almasına neden olabilir.

Buna karşılık tümör baskılayıcı genler hücre bölünmesini frenleyen, programlı hücre ölümünü başlatan ve DNA hasarını onaran koruyucu mekanizmaları devreye sokar. TP53 geni bu grupta en çok bilinen örnektir. Hasarlı bir hücrenin bölünmesini engelleyerek kanserleşme riskini azaltır. Bu genin işlevini yitirmesi, hatalı hücrelerin çoğalmasına göz yuman bir ortam oluşturur.

Hücre döngüsü G1, S, G2 ve M evrelerinden oluşur. Her evre geçişinde kontrol noktaları bulunur. Bu noktalarda hücre, DNA bütünlüğünü ve çevresel koşulları değerlendirir. Gerekli şartlar sağlanmadan bir sonraki evreye geçiş engellenir. Kanser hücrelerinde bu kontrol mekanizmaları çökmüş durumdadır. Sonuç olarak hücre, hasarlı DNA ile bile bölünmeye devam eder.

Telomeraz enzimi de bu süreçte kritik rol oynar. Normal hücrelerde her bölünme sonrası telomer adı verilen kromozom uçları kısalır. Belirli bir sınırın altına inildiğinde hücre yaşlanır ve ölür. Kanser hücreleri telomerazı yeniden aktive ederek bu sınırı aşar ve sınırsız bölünme kapasitesi kazanır.

Mutasyonların Oluşumu

DNA hasarı gündelik yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır. Her hücre gün içinde binlerce moleküler saldırıya maruz kalır. Çoğu hasar hücrenin onarım mekanizmalarıyla düzeltilir. Ancak birikim veya onarım yetersizliği durumunda kalıcı genetik değişiklikler ortaya çıkar.

Mutasyonları tetikleyen faktörler üç ana grupta incelenir. Fiziksel etkenler arasında en bilineni iyonize radyasyondur. Ultraviyole ışınları özellikle deri hücrelerinde timin baz çiftlerinde bozulmaya yol açar. Kimyasal maddeler ise daha sinsi bir etki gösterir. Tütün dumanındaki polisiklik aromatik hidrokarbonlar DNA’ya kovalent bağlanarak yanlış baz eşleşmelerine neden olur. Aflatoksin gibi mantar toksinleri karaciğerde spesifik mutasyonlara yol açar. Biyolojik ajanlar içinde en dikkat çekici olanı Human Papilloma Virüs’dür. Bu virüs E6 ve E7 proteinleriyle p53 ve Rb gibi tümör baskılayıcı genleri devre dışı bırakır.

Mutasyon türleri de çeşitlilik gösterir. Nokta mutasyonları tek bir bazın yer değiştirmesiyle oluşur. KRAS genindeki bu tip değişiklikler pankreas kanserinde sık görülür. Kromozomal yeniden düzenlemeler daha büyük ölçekli bozulmalardır. Philadelphia kromozomu olarak bilinen 9 ve 22. kromozomların parçalı değişimi kronik miyeloid lösemiye özgüdür. Gen amplifikasyonu ise belirli bir bölgenin çok sayıda kopyalanmasıdır. HER2 geninin aşırı çoğalması meme kanserinde agresif davranışla ilişkilidir.

Onkogenez sürecinde tek bir mutasyon yeterli değildir. Çok basamaklı model gerektirir. İki isabet hipotezi bunu açıklar. Her iki allelin de fonksiyon kaybına uğraması gerekir. Retinoblastomada RB1 geninin bu şekilde çift yönlü inaktivasyonu klasik örnektir. Bununla birlikte epigenetik değişiklikler de gen ifadesini kalıcı olarak etkiler. DNA metilasyonu ve histon modifikasyonları transkripsiyonu susturur. Bu mekanizmalar genetik dizide bozulma olmadan fenotipik dönüşüme imkan tanır.

Başlıca Kanser Türleri ve Organ Bağlılığı

Kanserler, köken aldıkları doku ve organa göre sistematik olarak sınıflandırılır. Bu sınıflandırma hem tanı sürecini hem de tedavi stratejilerini belirler. Epitel dokudan kaynaklanan tümörlere karsinom adı verilir ve yetişkin kanserlerinin büyük çoğunluğunu oluşturur. Akciğer, meme, kolon, prostat ve mide kanserleri bu grupta yer alır. Mezoteliom, pleura ve periton gibi boşlukları döşeyen zarların mezotelyal hücrelerinden ortaya çıkar. Asbest maruziyeti ile ilişkisi nedeniyle mesleki tıp açısından önem taşır.

Sarkomlar ise kemik, kıkırdak, yağ, kas ve damar gibi mezenkimal dokulardan gelişir. Osteosarkom gençlerde görülen agresif bir kemik tümörü örneğidir. Liposarkomlar yağ dokusunda, rabdomiyosarkomlar iskelet kasında lokalize olabilir. Bu türler karsinomlara kıyasla daha nadir görülür ancak farklı metastaz eğilimleri ve kemoterapi duyarlılıkları gösterir.

Hematolojik maligniteler kan yapımı ve lenfoid dokuları ilgilendirir. Losemi, kemik iliğinde anormal beyaz kan hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıdır. Akut losemiler hızlı seyirli, kronik formlar daha yavaş ilerler. Lenfoma, lenf düğümlerini ve lenfatik sistemi tutar. Hodgkin lenfoma ile Hodgkin dışı lenfomalar farklı biyolojik davranışlar sergiler. Multipl miyelom, plazma hücrelerinin klonal proliferasyonuyla kemik iliğini işgal eder.

Merkezi sinir sistemi tümörleri gliomlar, menenjiomlar ve medulloblastomlar gibi çeşitli alt tiplere ayrılır. Glioblastom multiforme en agresif primer beyin tümörüdür. Çocukluk çağında sıklıkla görülür. Melanom, melanositlerden köken alan cilt kanseri türüdür. Ultraviyole hasarı ile ilişkisi güçlüdür. Erken evrede tanı konulduğunda prognozu oldukça iyidir.

Her organın kendine özgü mikroçevresi ve damarlanma özellikleri, tümör biyolojisini etkiler. Karaciğerin çift kan akımı, kolorektal kanserlerin sık metastaz alanı olmasını açıklar. Akciğerin geniş yüzey alanı ve damar ağı, hem primer hem de metastatik lezyonlar için zemin oluşturur. Kemik iliğinin zengin kanlanması, losemi hücrelerinin yayılımını kolaylaştırır. Bu organ spesifik özellikler, tarama programlarının ve takip protokollerinin tasarımında dikkate alınır.

kanser nasil olusur Kanser nasıl oluşur?

Kanser Evreleri ve Yayılma Prenipleri

Kanserin evrelendirilmesi, hastalığın boyutunu, lenf düğümlerine yayılımını ve uzak organlara sıçrayıp sıçramadığını gösteren evrensel bir dildir. Bu sistem sayesinde farklı merkezlerdeki hekimler aynı kriterlerle konuşur ve tedavi kararları tutarlı şekilde alınır. En sık kullanılan TNM sistemi, tümörün büyüklüğüne, lenf nodu tutulumuna ve metastaz varlığına göre rakamsal değerler atar. Bu üç parametrenin birleşimi, evre 0’dan evre 4’e kadar olan skalada nihai evreyi belirler.

Evre 0 yalnızca epitelyal tabakada sınırlı kalmış, bazal membranı aşmamış lezyonları ifade eder ve bu duruma karsinoma in situ adı verilir. Evre 1 ve 2’de tümör yerel dokulara yayılır ancak lenf düğümlerine ulaşmamıştır veya çok sınırlı tutulum gösterir. Evre 3’te lenf nodu tutulumu belirginleşir, tümör çevre dokulara daha agresif invaze olur. Evre 4 ise uzak organ metastazının varlığı anlamına gelir ve bu aşamada hastalık sistemik bir karakter kazanır. Akciğer kanserlerinde tanı anında hastaların önemli bir bölümü ileri evrelerde saptanır, bu durum tarama programlarının yaş grubu ve risk faktörleri üzerinden optimize edilmesini gerekli kılar.

Metastaz, kanser hücrelerinin primer odaktan ayrılarak kan veya lenf yoluyla başka bölgelere yerleşmesidir. Bu süreçte hücreler önce bazal membranı parçalar, sonra doku aralıklarına girer ve damar içine sızar. Dolaşımda yaşayan bu hücreler, uygun mikroçevreye sahip organlarda duraklar ve yeni koloniler oluşturur. Kemik, karaciğer ve akciğer metastaz için en sık hedef organlar arasındadır. Her organın kendine özgü metastatik potansiyeli vardır, örneğe kolorektal kanserler karaciğere, prostat kanseri kemiklere, meme kanseri ise akciğer ve kemiklere yönelik eğilim gösterir.

Yayılma prensiplerinin anlaşılması, hem evreleme hem de tedavi planlaması açısından kritik öneme sahiptir. Cerrahi planlama sırasında lenf nodu örneklemesi, radyoterapi alanlarının çizimi ve sistemik tedavi kararları evreleme bulgularına göre şekillenir. Günümüzde görüntüleme yöntemlerindeki çözünürlük artışı ve moleküler evreleme teknikleri, mikroskobik düzeydeki yayılımları bile saptama olanağı sunar. Bu gelişmeler, bazı olgularda evre yükselmesine yol açsa da tedavinin kişiselleştirilmesi ve gereksiz invaziv işlemlerden kaçınılması açısından değer taşır.

Tanı ve Tedavi Yaklaşımlarındaki Güncel Gelişmeler

Onkolojide son yirmi yıl, tedavi stratejilerinin köklü biçimde yeniden şekillendiği bir dönem oldu. Kanser tedavisinde standart kemoterapi ve radyoterapi seçenekleri, günümüzde çok daha hedefe yönelik ve biyolojik temelli yöntemlerle destekleniyor. İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini harekete geçiren ajanlar üzerine kurulu. Özellikle akciğer kanseri, melanom ve bazı hematolojik malignitelerde sağkalım sürelerinde kayda değer uzamalar sağlandı. Kontrol noktası inhibitörleri olarak bilinen bu ilaçlar, T hücrelerinin üzerindeki fren mekanizmalarını kaldırarak bağışıklık yanıtını güçlendiriyor.

Hedefe yönelik tedaviler ise tümörün moleküler yapısına özgü mutasyonları esas alıyor. Epidermal büyüme faktörü reseptörü mutasyonları, ALK füzyonları veya BRAF mutasyonları gibi değişikliklerin saptanması, hastaya özel ilaç seçimini mümkün kılıyor. Bu yaklaşım, sağlıklı dokulara zarar verme olasılığını azaltıyor ve tedavi tolerabilitesini artırıyor. Günümüzde çok gen paneli taramaları, tek seferde yüzlerce genin incelenmesine olanak tanıyarak en uygun tedavi seçeneğine daha hızlı ulaşılmasını sağlıyor.

Cerrahi alanda minimal invaziv teknikler ve robotik sistemler, operasyon sonrası iyileşme sürecini kısaltıyor. Radyoterapide ise görüntüleme esaslı planlama ve proton tedavisi gibi gelişmeler, yüksek dozun tümöre odaklanmasını sağlarken çevre dokuların korunmasına yardımcı oluyor. Ayrıca sıvı biyopsi yöntemleri, kanda dolaşan tümör DNA parçalarının analiziyle hastalığın seyrini izlemeyi ve tedavi yanıtını değerlendirmeyi kolaylaştırıyor. Bu sayede tekrarlayan doku örneklemelerine gereksinim azalıyor.

Klinik araştırmalar ve uluslararası iş birlikleri, yeni ilaç kombinasyonlarının ve tedavi protokollerinin sürekli geliştirilmesini destekliyor. Bütün bu ilerlemeler, kanser yönetiminin giderek daha bireyselleştirilmiş ve bilimsel temelli bir zeminde ilerlemesine olanak tanıyor.

Kanserden Korunma ve Erken Farkındalık

Kanser gelişiminde çevresel faktörlerin payı yüzde yetmiş ile doksan arasında değişiyor. Bu oran, önleyici stratejilerin ne denli etkili olabileceğini gösteriyor. Tütün ürünlerinden uzak durmak halen en güçlü korunma yöntemi olarak öne çıkıyor. Sigara dumanı akciğer kanserinin yanı sıra mesane, böbrek, pankreas ve ağız boşluğu maligniteleri için de önemli bir risk oluşturuyor.

Beslenme alışkanlıkları üzerine yapılan kohort çalışmaları, işlenmiş et ürünleri ile kolorektal kanser arasındaki ilişkiyi sürekli olarak doğruluyor. Günde beş porsiyon sebze ve meyve tüketimi, lif açısından zengin tahıllar ve sınırlı miktarda kırmızı et içeren bir düzen, kronik inflamasyonu azaltarak koruyucu etki sağlıyor. Fiziksel aktivite de bu zincirin ayrılmaz bir halkası. Haftada yüz elli dakika orta şiddette egzersiz, meme ve kolon kanseri riskini düşürüyor, aynı zamanda insülin duyarlılığını artırıyor.

Güneş ışığına maruziyetin kontrolü, melanom ve non-melanom cilt kanserleri açısından kritik. Özellikle güneşin tepede olduğu saatlerde gölgede kalınması, geniş spektrumlu koruyucuların düzenli kullanımı ve derideki yeni oluşumların takibi hayati önem taşıyor. Aşı uygulamaları da korunma silahlarından biri. Human papillomavirus aşısı serviks kanserlerinin büyük çoğunluğunu önlüyor, hepatit B aşılaması ise karaciğer kanseri insidansını azaltıyor.

Erken farkındalık, tedavi edilebilirlik oranını doğrudan etkiliyor. Meme kanserinde kendi kendine muayene ve mamografi taramaları, serviks kanserinde smear testi, kolorektal kanserlerde gaitada gizli kan ve kolonoskopi, prostat kanserinde ise PSA ölçümü belirli yaş gruplarında standart hale geldi. Bu taramaların düzenli aralıklarla yapılması, henüz bölgesel sınırlarda kalmış lezyonların saptanmasına olanak veriyor.

Çevresel maruziyetlerin azaltılması gözden kaçmaması gereken bir başka unsur. Asbest, radon gazı, bazı endüstriyel kimyasallar ve hava kirliliği bileşenleri somut riskler oluşturuyor. Mesleki güvenlik önlemlerinin titizlikle uygulanması, ev ve iş ortamlarındaki radon ölçümü gibi basit müdahaleler önemli fark yaratıyor. Bütün bu önlemler bir araya geldiğinde, kanser yükünün önemli ölçüde azaltılabileceği açıkça görülüyor.

Kanserin oluşumunu anlamak, bu hastalıkla mücadelede en güçlü silahlardan birini elde etmek anlamına geliyor. Günümüzde tıbbi görüntüleme, moleküler tanı ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları sayesinde birçok kanser türünde önemli başarılar kaydediliyor. Erken evrede yakalanan tümörlerde tam şifa oranları giderek artarken, ileri evre vakalarda bile yaşam süresini uzatan ve yaşam kalitesini koruyan seçenekler hızla gelişiyor. Bu ilerlemelerin temelinde, bireylerin vücutlarını dinlemesi, şüpheli bulguları görmezden gelmemesi ve düzenli sağlık kontrollerini aksatmaması yatıyor.

Sağlıklı yaşam seçimleri, çevresel risklerden korunma ve bilinçli tarama programları bir araya geldiğinde, kanser yükünün önemli ölçüde azaltılabileceği açıkça görülüyor. Her yaşam tarzı değişikliği, atılan her erken adım, gelecekteki tedavi ihtiyacını azaltma potansiyeli taşıyor. Bilimsel araştırmalar ışığında şekillenen güncel sağlık yaklaşımları, kanserle savaşta hem bireysel hem de toplumsal düzeyde umut verici sonuçlar sunuyor. Unutulmamalıdır ki, kanserden korunma ve erken tanı yolundaki her adım, yaşam hakkında verilmiş bilinçli bir tercihtir ve bu tercihler birikimli olarak sağlıklı bir geleceğin temelini oluşturur.

Sık Sorulan Sorular

Ailemde kanser hikayesi varsa benim de kanser olma riskim nedir ve genetik test yaptırmalı mıyım?

Aile öyküsü kanser riskini artırabilir ancak bu mutlaka hastalanacağınız anlamına gelmez. Kalıtsal mutasyonlar bazı kanser türlerinde risk yükseltirken, çoğu vakada çevresel faktörler ve yaşam tarzı daha belirleyicidir. Genetik test kararında ailede erken yaşta görülen, birden fazla bireyi etkileyen veya meme, yumurtalık, kolon gibi yüksek penetranslı türlerin varlığı uzman değerlendirmesi gerektirir. Bir tıbbi genetik uzmanıyla görüşerek kişiselleştirilmiş risk analizi ve tarama programı oluşturmanız en doğru yaklaşımdır.

Vücutta belirsiz ağrılar, halsizlik veya kilo kaybı gibi şikayetler kanser belirtisi olabilir mi, ne zaman endişelenmeliyim?

Belirsiz ağrılar, halsizlik veya kilo kaybı her zaman kanser işareti olmamakla birlikte iki haftadan uzun süren, nedeni açıklanamayan şikayetlerde mutlaka değerlendirilmelidir. Özellikle gece terlemeleri, iştahsızlıkla birlikte hızla ilerleyen kilo kaybı veya dinlenmeyle geçmeyen yorgunluk gibi belirtiler bir aradayken vakit kaybetmeden hekime başvurmak önemlidir. Erken tanı için bu tür uyarıcı işaretleri ciddiye almak ve gereksiz panik ile ihmal arasında dengeyi korumak gerekir.

Sigara içmiyorum ve sağlıklı yaşıyorum, yine de kanser olabilir miyim?

Evet, maalesef kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün değildir. Sağlıklı yaşam tarzı riskleri önemli ölçüde azaltsa da kanserin temelinde yatan genetik mutasyonlar doğuştan gelen yatkınlıklar, radyasyona maruz kalma veya hücre bölünmesindeki doğal hatalar gibi kontrol edilemez faktörler de rol oynar. Bu nedenle düzenli taramalar ve erken tanı hayati önem taşır.

Kanser tanısı konulduğunda hemen ameliyat olmak mı gerekir, tedaviye başlamak için ne kadar sürem var?

Kanser tanısı sonrası tedaviye başlamak için her zaman acil bir durum söz konusu olmayabilir. Çoğu durumda kanserin türüne, evresine ve yayılım hızına göre günler hatta haftalar içinde planlama yapılabilir. Bu süreçte ek görüntüleme ve biyopsi sonuçlarının tamamlanması, tedavi ekibinin karar alması ve hastanın genel durumunun değerlendirilmesi önem taşır. Ameliyat dışında kemoterapi, radyoterapi veya hedefe yönelik tedaviler de ilk tercih olabilir. Kısacası tanı sonrası hemen ameliyat şart değildir, ancak bu karar mutlaka tümör konseyinde değerlendirilip kişiye özel belirlenmelidir.

Kemoterapi ve radyoterapi sırasında günlük hayatıma devam edebilir mi, çalışma hayatımı nasıl düzenlemeliyim?

Tedavi sürecinde günlük hayata devam etmek mümkündür ancak kişisel toleransınıza göre esneklik göstermelisiniz. İş hayatınızda yarı zamanlı çalışma veya evden çalışma seçeneklerini değerlendirin, ağır fiziksel aktivite gerektiren görevleri geçici olarak sınırlandırın ve dinlenmeye zaman ayırın. Bağışıklık sisteminizin zayıfladığı dönemlerde kalabalık ortamlardan kaçınarak sağlığınızı koruyun.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir