Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogKronik HastalıklarReflü kansere dönüşür mü?

Reflü kansere dönüşür mü?

Medicinal 2 Reflü kansere dönüşür mü?

Mide asidinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanan reflü hastalığı, günümüzde oldukça yaygın bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Türkiye’de yetişkin nüfusun önemli bir bölümü hayatının bir döneminde, reflü şikayetleri yaşamaktadır. Bu yaygınlık hastaların zihninde ciddi endişelere yol açabilmekte ve özellikle reflünün kansere dönüşüp dönüşmeyeceği sorusu sıklıkla gündeme gelmektedir.

Reflü hastalığı alt özofageal sfinkterin yetersiz kapanması sonucu, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu kaçış, sadece asit değil aynı zamanda, safra tuzları pankreatik enzimler ve sindirim sıvıları da içerebilmektedir. Normalde alt özofageal sfinkter yemek borusu ile mide arasında, bir bariyer görevi görmekte ve mide içeriğinin yukarıya kaçmasını önlemektedir. Fakat bu bariyer fonksiyonu bozulduğunda, reflü gelişmekte ve yemek borusu mukozası sürekli olarak tahriş edilmektedir. Reflü şikayetleri, göğüs arkasında yanma, ağıza acı su gelmesi gece öksürüğü ses kısıklığı ve yutma güçlüğü şeklinde kendini göstermektedir. Bu belirtilerin şiddeti ve sıklığı hastadan hastaya değişmekte olup, bazı bireylerde sadece haftada birkaç kez görülürken, bazılarında günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeyde olabilmektedir.

Barrett özofagusu, yemek borusu mukozasının uzun süreli asit maruziyeti sonucu, kendini korumak amacıyla yapısal değişime uğramasıdır. Normalde yemek borusu mukozası çok katlı yassı epitelden oluşmaktadır. Barrett özofagusunda ise bu epitel, tek katlı sütun epiteline dönüşmektedir. Bu dönüşüm mide mukozasına benzer bir yapı oluşturmakta ve asit tahrişine karşı daha dirençli olmayı amaçlamaktadır. Ancak, bu adaptasyon aynı zamanda prekanseröz bir durum olarak kabul edilmektedir. Çünkü bu bölgede, displazi adı verilen hücresel anomaliler gelişebilmekte ve bu anomaliler zamanla yüksek dereceli displaziye ve sonrasında invaziv karsinoma ilerleyebilmektedir. Barrett özofagusu olan bireylerde yemek borusu adenokarsinomu riski, genel popülasyona göre otuz ila kırk kat daha yüksek bulunmaktadır. Risk düşük olmakla birlikte barrett özofagusu tanısı alan her bireyin, kanser geliştirme olasılığı yıllık yüzde sıfır nokta beş ila bir arasındadır.

Reflü hastalığının kansere dönüşümü tek bir adımda gerçekleşmemekte, uzun yıllar süren bir süreç gerektirmektedir. İlk aşamada, kronik reflü yemek borusu mukozasında, erozyon ve inflamasyona yol açmaktadır. Reflü özofajiti olarak adlandırılmaktadır. İkinci aşamada inflamasyonun kronikleşmesi ile mukoza hücreleri, yapısal değişime uğramakta ve barrett özofagusu gelişmektedir. Üçüncü aşamada displazi adı verilen hücresel anomaliler ortaya çıkmaktadır. Düşük dereceli displazi, hücrelerde hafif düzeyde yapısal bozuklukları içermekte iken, yüksek dereceli displazi ciddi hücresel atipi ve doku mimarisindeki bozulmaları kapsamaktadır. Son aşamada ise bu prekanseröz lezyonlardan invaziv adenokarsinom gelişmektedir. Bu süreç genellikle on ila yirmi yıl arasında değişmekte olup, her reflü hastasında bu yolculuk tamamlanmamaktadır. Barrett özofagusu tanısı alan bireylerin, sadece küçük bir bölümü ilerleyen dönemlerde kanser geliştirmektedir.

Reflü Risk Faktörleri

Reflü hastalığının Barrett özofagusuna ve sonrasında kansere ilerleme riskini belirleyen çeşitli faktörler bulunmaktadır. Erkek cinsiyet, kadınlara göre daha yüksek risk taşımaktadır. Obezite, özellikle abdominal obezite reflü şiddetini artırmakta ve barrett gelişimini kolaylaştırmaktadır. Sigara kullanımı, hem reflü şikayetlerini artırmakta hem de kanser riskini yükseltmektedir. Uzun süreli ve şiddetli reflü öyküsü olan bireylerde, barrett gelişimi daha sık görülmektedir. Ailede yemek borusu kanseri öyküsü bulunması da riski artırmaktadır. Koruyucu faktörler arasında ise sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigaradan uzak durma ve reflü semptomlarının etkin kontrolü yer almaktadır. Asit baskılayıcı ilaçların düzenli kullanımı, reflü şikayetlerini azaltmakta ve mukoza hasarını önlemeye yardımcı olmaktadır.

Reflü Tanısı

Reflü hastalığı tanısı semptom öyküsü, fizik muayene ve gerekli görüldüğünde endoskopi ile konulmaktadır. Şiddetli ve uzun süreli reflü şikayetleri olan bireylerde, endoskopik inceleme önerilmektedir. Endoskopi sırasında, yemek borusu mukozası görsel olarak değerlendirilmekte ve şüpheli alanlardan biyopsi alınmaktadır. Barrett özofagusu tanısı alan bireyler, düzenli endoskopik takibe alınmaktadır. Takip sıklığı displazi derecesine göre belirlenmektedir. Düşük dereceli displazi olanlarda, yılda bir endoskopi önerilirken yüksek dereceli displazi olanlarda, daha sık takip veya tedavi uygulanmaktadır. Yüksek dereceli displazide endoskopik rezeksiyon veya radyofrekans ablasyon gibi tedavi seçenekleri değerlendirilmektedir. Bu yaklaşımlar kanser gelişimini önlemede oldukça etkili olmaktadır.

Reflü Tedavisi

Reflü hastalığının tedavisinde ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri bir arada uygulanmaktadır. Proton pompa inhibitörleri asit üretimini baskılayarak, en etkili ilaç grubunu oluşturmaktadır. H2 reseptör blokerleri daha hafif vakalarda tercih edilebilmektedir. Antasitler ise ani semptom rahatlaması sağlamaktadır. Yaşam tarzı düzenlemeleri, tedavinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Yemeklerden en az iki saat sonra yatılması önerilmektedir. Başucu yükseltilerek uyumak, gece reflüsünü azaltmaktadır. Baharatlı, asitli, yağlı gıdalar ve çikolata reflüyü tetikleyebilmektedir. Kafein ve alkol asit salınımını artırmakta ve sfinkter gevşemesine neden olmaktadır. Kilo verme abdominal basıncı azaltmakta ve reflü şikayetlerini hafifletmektedir. Sigara bırakma, hem reflü kontrolü hem de kanser riski azaltma açısından kritik öneme sahiptir.

Reflü hastalığı doğrudan kansere dönüşmemekte, ancak uzun süreli ve tedavi edilmeyen reflü barrett özofagusu adı verilen, prekanseröz bir duruma yol açabilmektedir. Barrett özofagusu da zamanla, displazi ve sonrasında yemek borusu adenokarsinomuna ilerleyebilmektedir. Bu süreç, yıllar hatta on yıllar almakta ve her reflü hastasında gerçekleşmemektedir. Reflü hastalarının endişelenmesi yerine, semptomlarını etkin şekilde kontrol altına alması ve düzenli tıbbi takibe girmesi gerekmektedir. Erken tanı, düzenli endoskopik takip ve uygun tedavi, yemek borusu kanseri gelişimini önlemede oldukça etkili olmaktadır. Sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma ve kilo kontrolü bu riski daha da azaltmaktadır. Reflü bir uyarı işareti olarak değerlendirilmeli ve gerektiğinde uzman hekime başvurulmalıdır.