Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

Beyin Sisi Neden Olur?

beyin sisi Beyin Sisi Neden Olur?

Beyin Sisi Sadece Yorgunlukla Açıklanabilecek Geçici Bir Rahatsızlık Değil

Toplumda yaygın olarak görülen bir yanılgı, beynin ağır çalışmasını, unutkanlık ve odaklanma güçlüğünü yalnızca uykusuzluk ya da yoğun iş temposuna bağlamaktır. Oysa beynin bu bulanık işleyiş hali, sıklıkla üzerine gidilmesi gereken daha derin bir sorunun işareti olabilir. Beyin sisi olarak tanımlanan bu durum, kişinin düşüncelerini net bir şekilde ifade edememesi, kısa süreli bellekte aksamalar yaşaması ve günlük kararları bile zorlayıcı bulması şeklinde kendini gösterir.

Bu belirtilerin arkasında çeşitli fizyolojik ve psikolojik etkenler yatabilir. Tiroid bezinin yeterince çalışmaması, B12 vitamini eksikliği, kronik inflamasyon durumları veya glükoz metabolizmasındaki dengesizlikler, zihinsel berraklığı doğrudan etkileyen temel mekanizmalardır. Aynı şekilde uzun süreli anksiyete, depresyon veya uyku apnesi gibi rahatsızlıklar da beynin oksijenlenmesini ve kimyasal iletişimini bozarak bu sisli hale yol açabilir.

Günlük yaşam üzerindeki etkileri göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bir iş toplantısında kritik noktaları kaçırmak, trafikte ani dikkat dağınıklığı yaşamak veya sevdiklerinin isimlerini anımsamakta güçlük çekmek, hem mesleki hem de sosyal ilişkilerde ciddi yıpranmalara neden olur. Kişi kendini yetersiz hisseder, özgüveni sarsılır ve bu durum bir kısır döngüye dönüşerek şikayeti daha da derinleştirir.

Beyin sisiyle yüzleşen bireylerin büyük çoğunluğu, sorunu geçici bir yorgunluk olarak nitelendirip uzman desteği almaktan kaçınır. Halbuki erken dönemde yapılacak kan tetkikleri, tiroid fonksiyon testleri ve gerektiğinde nörolojik değerlendirmeler, altta yatan nedeni ortaya koyarak hem tedavi sürecini hızlandırır hem de olası ilerleyici rahatsızlıkların önüne geçer. Zihinsel netliğin kaybı, bedensel bir semptom kadar ciddiye alınmalı ve kişinin yaşam kalitesini yeniden kazanması için aktif adımlar atılmalıdır.

Beyin Sisi Nedir ve Beyin Sisi Belirtileri Nelerdir ?

Beyin sisi sıklıkla basit bir yorgunluk hali olarak küçümsenen, oysa kişinin bilişsel işlevlerini belirgin ölçüde bozan bir durumdur. Zihinsel netliğin azalması, düşüncelerin sisli bir camın ardından süzülür gibi algılanması ve kavramaların yavaşlaması şeklinde kendini gösterir. Bu tablo, geçici bir bitkinlikten çok daha fazlasını ifade eder ve günlük işlevselliği ciddi şekilde kısıtlayabilir.

Beyin sisi belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterse de bazı ortak göstergeler dikkati çeker. Odaklanma güçlüğü, okunan bir metnin anlamının tam olarak kavranamaması veya konuşulanları takip etmede zorlanma en sık bildirilen yakınmalardır. Bellek süreçlerinde yavaşlama, özellikle kısa süreli hafızanın işleyişinde aksama gözlemlenir. Kişi, az önce nerede bıraktığı bir eşyayı hatırlayamaz veya yeni öğrendiği bir bilgiyi tekrar çağırmakta güçlük yaşar.

Beyin Sisi Neden Olur?
Beyin Sisi Neden Olur?

Düşünce bulanıklığına ek olarak zihinsel yorgunluk da belirgin bir semptomdur. Normalde kolayca halledilen işlemler, aşırı zihinsel enerji harcanması gereken görevlere dönüşür. Karar verme süreçleri uzar, basit seçimler bile büyük bir çaba gerektirir. Bu durum, kişinin iş performansını, sosyal ilişkilerini ve genel yaşam doyumunu olumsuz etkiler.

Dil becerilerinde gözle görülür değişimler de ortaya çıkabilir. Doğru kelimeyi bulmakta zorlanma, cümleleri tamamlayamama veya ifadelerin yer yer karışması yaygın görülür. Ayrıca dikkat dağınıklığı, bir işe başlanıp yarım bırakılma eğilimi ve çoklu görevleri yönetememe hali eşlik edebilir. Uyku düzeni bozuklukları, baş ağrıları ve genel bir halsizlik duygusu da sıklıkla bu bilişsel belirtilerle bir arada bulunur.

Bu şikayetlerin süreklilik kazanması, günlük aktiviteleri engelleyecek düzeye ulaşması veya giderek şiddetlenmesi durumunda mutlaka değerlendirme gerektirir. Zira beyin sisi, tek başına bir tanı olmaktan çok, altta yatan çeşitli nedenlerin ortaya çıkardığı bir klinik tabloyu tanımlar.

Beyin Sisi Neden Olur ?

Toplumda beyin sisinin sadece aşırı iş yükü veya uykusuzluk sonucu ortaya çıkan geçici bir durum olduğu düşünülür. Oysa bu tablo, tek bir kaynaktan beslenmeyen, çok katmanlı biyolojik süreçlerin ürünüdür. Anlama ve odaklanma güçlüğünün ardında yatan mekanizmaları bilmek, doğru müdahale için ilk adımdır.

Biyokimyasal düzeyde beyin sisi, nörotransmitter dengesizlikleriyle yakından ilişkilidir. Serotonin, dopamin ve asetilkolin gibi beyin habercilerinin sentezindeki aksamalar, bilişsel işlevlerin yavaşlamasına yol açar. Özellikle tiroid hormonlarındaki düşüklük, hücre düzeyinde enerji üretimini yavaşlatarak düşünce akışının kesintiye uğramasına neden olur. B12 vitamini, folat ve demir gibi temel besin ögelerinin eksikliği de hemoglobin sentezini ve oksijen taşınımını olumsuz etkiler, böylece nöronlar yeterli oksijene ulaşamaz.

Enflamatuar süreçler beyin sisisinin görünmeyen tetikleyicileri arasında yer alır. Bağırsak mikrobiyomundaki bozulma, kronik düşük düzeyli iltihaplanmaya yol açabilir. Bu durum, bağırsak-beyin ekseninde iletişimi zayıflatarak bilişsel bulanıklığı tetikler. Gizli gıda intoleransları, otoimmün aktivite veya kronik enfeksiyonlar da vücutta süregelen bir savunma yanıtı oluşturur. Bu yanıt, enerjinin bilişsel işlevlere ayrılan payını azaltır.

Uyku fiziği açısından bakıldığında, derin uyku evrelerinde beyin omurilik sıvısının hücreler arası boşlukları temizlediği, beta-amiloid gibi metabolik atıkların uzaklaştırıldığı bilinir. Uyku apnesi, periyodik bacak hareketleri veya uyku hijyeninin bozulması bu temizlik sürecini engeller. Sonuçta biriken atık maddeler, ertesi gün zihinsel ağırlık hissine yol açar.

Hormonal geçiş dönemleri kadınlarda beyin sisisini sıklıkla gündeme getirir. Östrojen ve progesteronun hipokampüs ve prefrontal korteks üzerindeki nöroprotektif etkileri vardır. Adet döngüsü, gebelik, lohusalık veya menopoz sırasında bu hormonlardaki dalgalanmalar, kelime bulma güçlüğü ve unutkanlık şikayetlerini beraberinde getirir. Benzer şekilde kortizolün uzun süre yüksek seyretmesi, hipokampüs hücrelerinde gerilemeye ve öğrenme kapasitesinde azalmaya neden olur.

Çevresel ve ilaç kaynaklı etkenler de göz ardı edilmemelidir. Yoğun elektronik cihaz kullanımı, mavi ışık maruziyeti melatonin salınımını baskılar. Bazı antihistaminikler, antidepresanlar, kemoterapi ajanları ve anksiyolitikler santral sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı etki göstererek bilişsel yavaşlamaya yol açabilir. Ağır metal birikimi, küf maruziyeti veya volatile organik bileşikler de nörotoksisite gelişimine katkıda bulunur.

Beyin sisisinin oluşumunda bu faktörler tek başına değil, genellikle birbiriyle etkileşim içinde devreye girer. İşte bu nedenle şikayetlerin kökenini anlamak, yüzeysel bir yaklaşımdan çok, bütüncül bir değerlendirmeyi gerektirir.

Beyin Sisi Nasıl Teşhis Edilir?

Toplumda beyin sisi şikayetleri genellikle yorgunluk veya yaşlanmanın normal bir parçası olarak görülüp önemsenmez. Oysa bu yaklaşım, altta yatabilecek ciddi sorunların gözden kaçmasına yol açabilir. Doğru teşhis için şikayetlerin dikkatle dinlenmesi ve sistematik bir değerlendirme sürecinin işletilmesi gerekir.

İlk adım, kişinin şikayetlerinin ayrıntılı olarak kaydedilmesidir. Şikayetlerin ne zaman başladığı, ne sıklıkla tekrarlandığı, günlük aktiviteleri ne ölçüde kısıtladığı ve eşlik eden başka belirtilerin olup olmadığı titizlikle sorgulanır. Aile öyküsü, kullanılan ilaçlar, beslenme alışkanlıkları, uyku düzeni ve psikososyal faktörler de bu aşamada değerlendirilir.

Hangi Testler Yapılır?

Fizik muayene, nörolojik muayene ve genel tıbbi değerlendirme sonrası laboratuvar testleri devreye girer. Tam kan sayımı, tiroid fonksiyon testleri, B12 ve folat düzeyleri, demir parametreleri, kan şekeri ve insülin direnci göstergeleri temel olarak istenen analizler arasındadır. Karaciğer ve böbrek fonksiyonları, elektrolit dengesi ve iltihap belirteçleri de rutin değerlendirme kapsamına alınır.

Hormonal düzenlemelerde bozukluk şüphesi varsa kortizol, östrojen, testosteron ve D vitamini düzeylerine bakılır. Ayrıca gluten duyarlılığı ve çölyak hastalığı yönünden antikor testleri, latent enfeksiyon belirteçleri ve otoimmün panel istenebilir. Vücuttaki kimyasal yükü değerlendirmek amacıyla ağır metal tarama testleri de uygulanabilir.

Görüntüleme yöntemleri, nörolojik bir tablo düşünüldüğünde tercih edilir. Manyetik rezonans görüntüleme, beyin yapısında herhangi bir anormallik olup olmadığını ortaya koyar. Elektroensefalografi ise beyin elektriksel aktivitesindeki bozuklukları saptamaya yardımcı olur. Uyku bozuklukları şüphesi durumunda polisomnografi çekilerek uyku apnesi ve benzeri sorunlar ekarte edilir.

Kognitif işlevleri objektif olarak ölçmek için nöropsikolojik test bataryaları uygulanabilir. Bu testler bellek, dikkat, yürütücü işlevler ve işlem hızını sayısal verilerle ortaya koyar. Böylece şikayetlerin subjektif algıdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı anlaşılır.

Tüm bu bulgular bir araya getirilerek bütüncül bir değerlendirme yapılır. Tek bir test sonucuna bağlı kalmak yerine, kişinin yaşam tarzı, laboratuvar bulguları ve gerektiğinde görüntüleme sonuçları birlikte yorumlanır. Bu sayede beyin sisisinin arkasındaki gerçek neden ortaya çıkarılarak kişiye özgü bir tedavi planı oluşturulabilir.

beyin sisi2 Beyin Sisi Neden Olur?

Beyin Sisi Testi Nasıl Yapılır ?

Toplumda yaygın bir şekilde beyin sisi için standart bir laboratuvar testi olduğu sanılır. Oysa bu durumun teşhisinde kullanılan araçlar oldukça çeşitlidir ve her birey için farklı kombinasyonlarda uygulanır. Değerlendirme süreci, kişinin şikayetlerinin niteliğine, süresine ve eşlik eden bulgulara göre kişiselleştirilir.

Bilişsel işlevlerin ölçüldüğü neuropsikolojik test bataryaları bu sürecin temel taşlarından biridir. Bu değerlendirmeler dikkat süresini, çalışma belleğini, işlem hızını ve yürütücü işlevleri objektif olarak ölçer. Test sonuçları, kişinin zihinsel kapasitesinin normal sınırlarda olup olmadığını ya da belirli bir bilişsel alanda gerileme yaşayıp yaşamadığını ortaya koyar.

Kan tetkikleri ise metabolik ve besinsel kökenli nedenleri elemek için başvurulan yöntemlerdir. B12 vitamini, folat, demir, D vitamini, tiroid stimulan hormon ve kan şekeri gibi parametreler incelenir. Bu değerlerdeki sapmalar, beyin sisisinin biyokimyasal altyapısını oluşturabilir. Ayrıca iltihap belirteçleri ve otoimmün paneli, gizli kalan enfeksiyon veya bağışıklık sistemine ilişkin bozuklukları gün yüzüne çıkarabilir.

Uyku kalitesi şüpheli durumlarda polisomnografi ile değerlendirilebilir. Obstrüktif uyku apnesi, kişinin farkında olmadığı gece boyu oksijen düşüklüklerine yol açarak gündüz bilişsel bulanıklığa neden olur. Benzer şekilde kronik yorgunluk sendromu veya fibromiyalji düşünüldüğünde spesifik kriter listeleri ve ek değerlendirme araçları devreye girer.

Görüntüleme yöntemleri her vakada gerekli olmaz. Ancak baş ağrısı, nörolojik defisit veya ani başlangıçlı şikayetler eşlik ettiğinde manyetik rezonans görüntüleme istenebilir. Bu sayede beyin dokusunda yapısal bir lezyon, inflamatuvar değişiklik veya dolaşım bozukluğu ekarte edilir.

Değerlendirme sürecinin son aşamasında tüm bu veriler bir araya getirilir. Her testin tek başına sınırlı bir yorum gücü vardır. Ancak birbiriyle ilişkilendirildiğinde, beyin sisisinin arkasındaki gerçek neden netleşir ve buna yönelik tedavi stratejisi şekillenir.

Beyin Sisi Nasıl Geçer?

Toplumda yaygın bir yanılgı, beyin sisisinin kahve içerek veya birkaç gece erken yatarak kendiliğinden düzeleceğine dair inanıştır. Oysa bu durum, altta yatan nedene göre farklı yaklaşımlar gerektiren, sistematik bir iyileşme sürecini beraberinde getirir.

Temel Nedenin Giderilmesi

Tedavinin ilk ve en belirleyici aşaması, teşhis sürecinde ortaya çıkan köken sorunun çözülmesidir. Tiroid hormon düşüklüğü saptanan bir kişide sentetik hormon replasmanı, B12 eksikliğinde parenteral veya oral takviye, demir yetersizliğinde uygun preparatlar ile düzeltme yapılır. Uyku apnesi tanısı konulanlarda CPAP cihazı kullanımı veya pozisyon tedavisi gündeme gelir. Bu noktada önemli olan, belirtilerin hafiflemesini beklemek değil, laboratuvar ve görüntüleme bulgularındaki düzelmeyi hedeflemektir.

Bilişsel ve Davranışsal Müdahaleler

Beyin sisisi yalnızca biyokimyasal bir sorun değil, aynı zamanda zihinsel işlevleri de etkileyen bir durumdur. Bilişsel davranışçı teknikler, dikkat dağınıklığını azaltmada etkili sonuçlar verir. Pomodoro tekniği gibi zaman bölme yöntemleri, tek görev odaklı çalışma alışkanlıkları ve dış uyaranların sınırlandırıldığı çalışma ortamları oluşturmak, günlük işlevleri yeniden kazanmada yardımcı olur. Hafıza egzersizleri temelli uygulamalar ise prefrontal korteks aktivitesini destekleyerek zihinsel berraklığı artırır.

Beslenme ve Metabolik Destek

Omega-3 yağ asitleri, özellikle DHA, nöron membran bütünlüğünü korur ve sinaptik iletimi kolaylaştırır. Yeterli protein alımı, amino asitler aracılığıyla nörotransmitter sentezi için zorunludur. Rafine şeker ve işlenmiş gıdaların azaltılması, kan şekeri dalgalanmalarını önleyerek zihinsel yorgunluğu hafifletir. Ara öğünlerde badem veya ceviz gibi sağlıklı yağ kaynakları tercih edilebilir.

Fiziksel Aktivite ve Uyku Düzeni

Düzenli aerobik egzersiz, hipokampüs hacmini artırır ve beyin kaynaklı nörotrofik faktör salınımını uyarır. Haftada en az 150 dakika orta şiddette aktivite önerilir. Uyku hijyeni ise tedavinin ayrılmaz parçasıdır. Her gece aynı saatte yatmak, yatak odasını tam karartmak, ekran kullanımını bitişik saatlerde sınırlandırmak, melatonin salınımını düzenler ve derin uyku oranını yükseltir.

İlaç ve Tamamlayıcı Yaklaşımlar

Bazı vakalarda doktor kontrolünde nootropik ilaçlar veya uyaranlar değerlendirilebilir. Ginkgo biloba, asetilkarnitin veya fosfatidilserin gibi maddeler bireysel yanıtlara göre ele alınır. Ancak bu seçeneklerin hiçbiri yaşam tarzı değişikliklerinin yerini tutmaz. Tamamlayıcı yöntemler, ana tedaviye destek niteliğinde ve uzman gözetiminde uygulanmalıdır.

Beyin Sisi Sorunu için Öneri ve Korunma Yöntemleri Nelerdir ?

Toplumda sıklıkla beyin sisi yalnızca zihinsel yorgunluk olarak görülüp geçiştirilir. Oysa bu durumun tekrarlamasını önlemek veya şiddetini azaltmak için bilinçli adımlar atmak mümkündür. Korunma stratejileri, tedavi sürecinin tamamlayıcısı değil, aynı zamanda gelecekteki riskleri düşüren temel bir yapı taşıdır.

Uyku düzeni korunma planının merkezinde yer alır. Her gece aynı saatte yatıp kalkmak, uyku kalitesini artırır ve bilişsel işlevleri destekler. Yatak odasının loş, serin ve sessiz tutulması derin uyku evrelerine geçişi kolaylaştırır. Ekran ışığına maruz kalmadan önceki bir saat boyunca kitap okumak veya hafif esneme hareketleri yapmak uykuya dalma süresini kısaltır.

Beslenme alışkanlıkları üzerinde durulması gereken bir diğer alandır. İşlenmiş gıdalar, rafine şeker ve trans yağlar iltihaplanma süreçlerini harekete geçirerek bilişsel bulanıklığı tetikleyebilir. Buna karşılık omega-3 yağ asitleri, renkli sebzeler ve tam tahıllar sinir hücre zarlarının yapısını korur. Gün içinde düzenli aralıklarla su içmek de elektrolit dengesinin sürdürülmesine yardımcı olur.

Fiziksel hareketlilik sadece bedensel sağlık için değil, aynı zamanda zihinsel berraklık için de gereklidir. Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz, hipokampusa kan akışını artırır ve yeni nöron bağlantılarının oluşumunu destekler. Yürüyüş, yüzme veya bisiklet gibi düşük etkili aktiviteler bile bu etkiyi sağlayabilir. Gün içinde uzun süre hareketsiz kalmamak için saat başı kısa molalar vermek faydalıdır.

Zihinsel yükü yönetmek için belirli teknikler geliştirilebilir. Pomodoro tekniği gibi zaman bölme yöntemleri, dikkatin dağılmasını engeller. Birden fazla görevi aynı anda sürdürmek yerine tek bir işe odaklanmak bilişsel kaynakların verimli kullanılmasını sağlar. Günlük planlama yapmak, beynin sürekli olarak hatırlama çabasından kurtulmasına olanak tanır.

Sosyal bağlar ve zihinsel uyarım korunmada göz ardı edilmemesi gereken unsurlardır. Yeni bir dil öğrenmek, müzik aleti çalmak veya strateji içeren oyunlarla uğraşmak nöroplastisiteyi destekler. Düzenli olarak farklı insanlarla etkileşim kurmak da duygusal zekayı güçlendirir ve izolasyonun getirdiği zihinsel durgunluğu önler.

Çevresel toksinlere maruz kalma minimize edilmelidir. Ağır metaller, pestisitler ve uçucu organik bileşikler sinir sistemi üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Evde doğal temizlik ürünleri tercih etmek, plastik kaplar yerine cam veya paslanmaz çelik kullanmak ve hava kalitesi düşük ortamlarda maske takmak koruyucu önlemler arasındadır.

Beyin sisiyle baş etmede en kritik adım, belirtileri görmezden gelmek yerine profesyonel destek alarak kişiye özgü tedavi ve korunma stratejilerini hayata geçirmektir.

Beyin Sisiyle Baş Etmede Atılacak Adımlar

Toplumda yaygın olarak beyin sisi yalnızca aşırı yorgunluk veya yaşlanmanın normal bir parçası olarak görülür. Bu düşünce, pek çok kişinin zamanında yardım almasını engeller ve geçici belirtilerin kalıcı sorunlara dönüşmesine zemin hazırlar. Oysa zihinsel berraklığın kaybı, vücudun verdiği önemli bir işaret olarak değerlendirilmeli ve ciddiyetle ele alınmalıdır.

Belirtilerin görmezden gelinmesi ya da sadece kahve tüketimi ve geç uykuyla bastırılması, altta yatan gerçek nedeni maskeler. İlerleyen süreçte iş performansında düşüş, sosyal ilişkilerde gerilim ve trafikte dikkat dağınıklığına bağlı riskler ortaya çıkabilir. Erken dönemde farkındalık geliştirmek, hem tedavi sürecini kısaltır hem de olası komplikasyonları önler.

Kişiye özgü yaklaşım bu noktada belirleyici rol oynar. Her bireyin metabolizması, yaşam tarzı ve tıbbi geçmişi farklı olduğundan standart öneriler yetersiz kalabilir. Kan tetkikleri, hormon profili ve bilişsel değerlendirme sonuçları bir araya getirilerek kişinin özel durumuna uygun plan oluşturulur. Bu plan beslenme düzenlemeleri, uyku hijyeni, egzersiz programı ve gerektiğinde hekim kontrolünde destekleyici uygulamaları içerebilir.

Korunma stratejileri tedavi kadar önem taşır. Günlük rutinde zihinsel molalar vermek, ekran süresini sınırlandırmak, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve sosyal bağları güçlü tutmak uzun vadede koruyucu etki gösterir. Ayrıca mevsim geçişlerinde, yoğun iş temposunda veya duygusal zorluklar yaşandığında kendini gözlemlemek, erken uyarı işaretlerini yakalamayı kolaylaştırır.

Beyin sisiyle mücadelede en etkili yol, belirtiler hafifken harekete geçmek ve uzman desteğiyle bütüncül bir yaklaşım benimsemektir. Böylece zihinsel keskinlik yeniden kazanılır ve yaşam kalitesi sürdürülebilir şekilde yükseltilir.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.