Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogSağlıklı BeslenmeKilo verememenin nedenleri nelerdir?

Kilo verememenin nedenleri nelerdir?

Medicinal 3 Kilo verememenin nedenleri nelerdir?

Kilo verememenin nedenleri nelerdir?

Kilo vermek için her şeyi denediniz ama tartıdaki rakam bir türlü değişmiyorsa, önce derin bir nefes alın. Sonra da aynaya bakıp kendinizi suçlamayı bırakın. Kliniğime gelen pek çok hasta, aylarca 1200 kalorilik diyetlerle kendini aç bırakmış, günde iki saat spor salonunda ter dökmüş, hatta arada öyle ağır detoks çayları içmiş ki mideleri isyan bayrağı çekmiş. Sonuç? Ya hiç değişim yok, ya da verilen iki kilo bir haftada geri gelmiş. İşin acı tarafı, bu insanların çoğu kendini tembel veya iradesiz sanıyor. Oysa gerçek tamamen farklı. Vücudunuz bir matematik problemi değil, karmaşık bir ekosistem. Ve bu ekosistemde bir şeyler ters gittiğinde, ne kadar az yer ya da çok koşarsanız koşun, yağ yakma düğmesi basitçe devreye girmeyebilir.

Benim gözlemlediğim, kilo verememenin ardında genellikle tek bir neden yok, birkaç faktörün bir araya geldiği bir yapboz var. Bazen tiroid beziniz yavaşlamıştır ve siz hâlâ “daha az ye, daha çok hareket et” mantığıyla mücadele ediyorsunuzdur. Bazen yıllardır süren masa başı hayatı metabolizmanızı o kadar uykuya daldırmıştır ki, bir saatlik yürüyüş bile yeterli gelmiyordur. Kimi zaman sofradaki o “sağlıklı” sandığınız tahıl ekmeği, meyve suyu veya akşam yemeğindeki devasa porsiyon pilav aslında sizi kilo tuzağına sürüklüyordur. Bir de üzerine gizli gıda intoleransları, bağırsakta konforuna konforuna yaşayan parazitler veya şeker krizleri yaratan Candida mantarı eklenince, işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu makalede size bu dört temel bloğu tek tek açacağım. Ama önce şunu netleştirelim. Eğer kilo veremiyorsanız, bu sizin başarısızlığınız değil, muhtemelen henüz doğru yere bakmıyor olmanızdan kaynaklanıyor.

Kilo verememenin nedenleri nelerdir?
Kilo verememenin nedenleri nelerdir?

Hormonlarınız size karşı mı çalışıyor?

Kliniğime gelen pek çok hasta aynı cümleyle başlar anlatmaya. Doktor Bey, her şeyi yapıyorum ama hiçbir şey değişmiyor. Sabah tartıya çıkıyor, akşam yatmadan önce bir kez daha bakıyor. Haftalar geçiyor, o inatçı rakam yerinde sayıyor. Peki ya vücudunuz aslında sizinle değil, kendi içindeki bir karmaşayla uğraşıyorsa?

Tiroid bezinizi düşünün. Bu kelebek şeklindeki küçük organ, metabolizmanızın termostatı gibidir. İşi yavaşlatırsa, yediğiniz besinler enerjiye dönüşmek yerine depo yağ olarak kalır. Özellikle hipotiroidi tanısı alan hastalarımda kilo vermek, donmuş bir nehre kürek çekmeye benzeyebilir. Polikistik over sendromu ise başka bir hikaye. İnsülin direnci ile birlikte gelir çoğu zaman. Yemeklerden sonra gözleriniz kapanıyorsa, öğleden sonra şeker krizleri yaşıyorsanız, bu sinyali dikkate almalısınız. Vücudunuz aldığı glikozu hücrelere sokamıyor, kan dolaşımında dolaşan şeker yağ olarak depolanıyor.

Leptin direnci ise daha sinsi bir düşmandır. Bu tokluk hormonu, beyne yeterince yedim mesajını iletir. Ancak kronik inflamasyon ve uzun süren aşırı beslenme sonucu beyin bu mesajı duymaz olur. Yemek tabağınız doluyken bile açlık hissi devam eder. Tıpkı telefonunuzun çekmediği bir bölgede mesaj göndermeye çalışmak gibi. Sinyal gönderiliyor ama karşı taraf almıyor.

Östrojen ve progesteron dengesizlikleri de kilo tutmayı kolaylaştırır. Adet döngüsü düzensizliği, PMS şikayetleri ve özellikle karın bölgesinde inatçı yağlanma varsa, hormon panelinizi mutlaka kontrol ettirmelisiniz. Kortizol ise modern yaşamın gizli mimarıdır. Sürekli iş stresi, uyku yoksunluğu veya duygusal gerilim altında bu stres hormonu yüksek seyreder. Yüksek kortizol, kan şekerini artırır, yağ depolamayı hızlandırır ve en çok da bel çevrenize yerleşir.

Hormonal bir problem varsa kilo verememeniz aslında normal bir beden yanıtıdır. Kendinizi suçlamayın. Önce bu iç dengenizi kurmak gerekir, sonra kilo vermek mümkün olur.

Hareketsiz beden, uykuya dalmış metabolizma

Önceki bölümde hormonal dengeyi konuştuk. Şimdi ise kliniğime gelen pek çok hastanın ortak özelliğine değineceğim. Sabah sekizde ofise giriyor, akşam altıda çıkıyor, gün boyu sandalyeden kalkmıyorsunuz. Eve gidince yorgunluktan kanepeye yapışıyor, hafta sonu da ancak markete kadar yürüyebiliyorsunuz. Bu yaşam tarzı metabolizmanızı adeta uykuya yatırıyor.

Kaslarınız vücudunuzun en büyük enerji harcama merkezidir. Hareket etmediğinizde bu merkezler kapanıyor, harcadığınız kalori günde birkaç yüz düşüyor. Yemek yediğinizde gelen glikoz kaslara depolanmak yerine yağ hücrelerine yöneliyor. Kliniğimde gördüğüm bir hastam vardı, her gün ofiste on bin adım atması gerektiğini sanıyordu. Telefonundaki sayaç aslında sandalyede sallanan ayaklarını sayıyormuş. Gerçekten yürüdüğü mesafe bin adim bile değildi.

Metabolizmanızı uyandırmak için maraton koşmanıza gerek yok. Asansör yerine merdiven kullanmak, metroda bir durak önce inmek, telefon konuşmalarınızı ayakta geçirmek bile fark yaratır. Ben hastalarıma günde otuz dakika tempolu yürüyüş öneriyorum. Bu süre içinde nefesiniz hafifçe hızlanmalı, yürüyüş sırasında konuşabilmeli ama şarkı söyleyemeyecek durumda olmalısınız. İşte bu kadar basit bir ölçüt.

kilo verememe Kilo verememenin nedenleri nelerdir?

Direnc egzersizleri de kritik öneme sahip. Haftada iki kez vücut ağırlığıyla yapılan squat, plank veya duvara dayalı şınav hareketleri kas kütlenizi korur. Kas kütlesi arttıkça dinlenme halinde bile daha fazla kalori yakarsınız. Yani televizyon karşısında otururken bile vücudunuz daha fazla enerji harcar.

Bazı hastalarım egzersize başladıktan sonra kilo aldıklarını söylüyor panikle. Bu genellikle su tutumu ve kas gelişiminden kaynaklanır, yağlanma değildir. Ölçüye değil, kıyafetlerinizin oturuşuna bakın. Belinizdeki fermuarın rahatladığını fark edeceksiniz.

Sofradaki tuzak. Düşman beslenme alışkanlıkları

Kliniğime gelen pek çok hasta, hormonları düzene girmiş, egzersize başlamış, ama hâlâ kilo veremiyor. Sonra birlikte beslenme günlüğüne bakıyoruz ve ortaya çıkan tablo şaşırtıcı oluyor. Sabahları aç karnına atılan iki dilim ekmek, öğlen arasında içilen meyve suyu, akşam yemeğinde önündeki koca bir taban pilav. Her biri tek başına masum görünüyor, ama bir araya gelince vücutta tam bir metabolik kargaşa yaratıyor.

En sık düştüğümüz hata, kalori sayarken besinin kalitesini gözden kaçırmak. Bir paket bisküvi ile bir avuç badem aynı kaloride olabilir, ama vücudunuz bunları tamamen farklı şekillerde işler. Özellikle rafine karbonhidratlar, yani beyaz ekmek, makarna, pirinç ve şekerli içecekler, kan şekerini hızla yükseltip insülini fırlatır. Bu dalgalanma sizi hem daha çok acıktırır hem de yağ depolama modunu açar. Yemekten bir saat sonra koltukta gözleriniz kapanıyorsa, muhtemelen tabağınızdaki karbonhidrat oranı fazla geliyor demektir.

Bir başka gizli tehlike ise porsiyon büyüklüğü. Türk mutfağında öğünler genelde büyük tabaklarda sunulur ve “tabağı bitirmek” adeta bir görev haline gelir. Oysa midenizin fiziksel kapasitesi avuç içi kadardır. Tabağınızı küçültmek, yavaş yemek ve her lokmada çiğneme sayısını artırmak, hem doyumu hem de sindirimi kolaylaştırır.

Akşam yemek saati de kritik. Gece geç saatlerde yenilen ağır öğünler, uyku sırasında metabolizmanın yavaşlamasıyla birleşince doğrudan yağ olarak depolanır. En geç saat sekizde bitmiş bir akşam yemeği, ertesi sabah kendinizi çok daha hafif hissetmenizi sağlar. Eğer geç saatte acıkırsanız, bir avuç çiğ badem veya bir kaşık yoğurt gibi protein kaynakları tercih edin.

Sıvı kalorileri de unutmayın. Günde üç dört fincan şekerli çay, birkaç meyve suyu ve hafta sonu birer ikişer gazlı içecek, haftalık binlerce fazla kalori demek. Su, taze limonlu soda veya tarçınlı ıhlamur gibi içeceklerle bunları değiştirmek, ilk haftalarda bile fark edilir bir değişiklik yaratır.

Gıda intoleransları, parazitler ve Candida

Her şeyi doğru yaptığınızı düşünüyorsunuz. Porsiyonlarınız küçüldü, yürüyüşlere başladınız, tatlıyı kestiniz. Ama terazi hâlâ aynı sayıyı gösteriyor. İşte bu noktada masanın altında başka oyuncular olabileceğini düşünmek gerekir. Ben kliniğimde kilo verememe şikayetiyle gelen hastaların önemli bir bölümünde, beslenme ve hareket dışında gizli faktörler buluyorum.

Gıda intoleransları bunların en yaygınıdır. Alerji değil, intolerans. Yani yediğinizde boğazınız şişmiyor, deriniz kızarmıyor. Ama vücudunuz o besini sindiremiyor, bağırsaklarınızda kronik bir yangı oluşuyor ve kilo tutuyorsunuz. En sık suçlu buğday, süt ürünleri, yumurta ve mısır oluyor. Bir hastam vardı, yıllardır her sabah simit peynirle güne başlıyordu. Testlerde buğday ve süt intoleransı çıktı. Bu iki besini çıkardıktan sonra oynamayan kiloları üç ayda erimeye başladı. Kendisi de şaşırdı, çünkü yediği şeyler “sağlıklı” sanılan besinlerdi.

Bağırsak parazitleri de metabolizmanızı ele geçirebilir. Özellikle seyahat edenlerde, evcil hayvan besleyenlerde veya çiğ sebze meyve tüketenlerde görülür. Parazit vücudunuzdaki besinleri kendisi tüketir, sizi sürekli aç bırakır. Gece uykunuzda diş gıcırdatma, sabahları yorgun uyanma, ağız kokusu ve karında şişkinlik bu durumun işaretleridir. Tedavi edilmedikçe kilo vermek neredeyse imkansızlaşır.

Candida mantarı ise en kurnaz olanıdır. Vücudunuzda doğal olarak bulunur ama dengesiz beslenmeyle, antibiyotik kullanımıyla veya stresle kontrolsüz çoğalır. Şekere aşık bir canlıdır Candida. Sizi de şekerli besinlere yönlendirir, bir kısır döngü yaratır. Yemek sonrası tatlı krizi, beyin sislenmesi, sürekli maya enfeksiyonları ve kilo verememe bu tablonun parçasıdır.

Kliniğimde biorezonans yöntemiyle bu gizli faktörleri tespit edip, kişiye özel destek protokolleri uyguluyoruz. Parazit ve Candida temizliği, intoleranslı besinlerin geçici olarak devre dışı bırakılması ve bağırsak florasının yeniden yapılandırılması, kilo verme yolundaki en büyük engelleri kaldırıyor. Siz de uzun süredir çözülemeyen kilo sorunu yaşıyorsanız, bu yönde bir araştırma yaptırmanızı öneririm.

Kilo vermek bazen sadece irade meselesi değil. Yıllardır aynı diyeti uygulayan, her sabır tartıya çıkan ve her seferinde aynı sayıyı gören pek çok hasta tanıyorum. Kendilerini suçluyorlar. Halbuki vücutları sessizce başka bir dille konuşuyor. Belki tiroidiniz yavaş çalışıyor, belki geceleri düzgün dinlenemiyor, belki de her gün yediğiniz o masum görünen ekmek aslında sizin için bir yabancı. Sorunu çözmek için önce dinlemek gerek.

Kliniğimde kilo veremeyen hastalara ilk sorduğum şey şudur. Son bir yılda kaç farklı diyet denediniz? Çoğu üç dört sayar. Her seferinde metabolizma daha da kapanır. Oysa doğru adımlar atıldığında vücut kendiliğinden açılır. Hormonlarınızı test ettirin. Günde en az yarım saat yürüyüşü hayatınıza sokun. Sofranızdaki beyaz unlu ve şekerli besinleri azaltın. Şüpheniz varsa gıda intolerans testi yaptırın. Biorezonans desteğiyle bağırsak floranızı düzenleyin. Unutmayın, kilo vermek bir ceza değil, vücudunuzun size teşekkür etme biçimi olmalı. Bu yolda profesyonel destek almaktan çekinmeyin.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir