Besin alerjisi sonradan olur mu?

Besin alerjisi sonradan olur mu?
Geçen hafta karşılaştığım bir vaka tipik bir örnekti; kırk yaşlarındaki bir kadın, her sabah kahvaltısında iki haşlanmış yumurta yiyerek geçirdiği on yılın ardından, son aylarda şişkinlik, cilt kaşıntısı ve sindirim güçlüğü yaşıyordu. “Doktor Bey, bu yumurta beni mi hasta etti, yoksa başka bir şey mi var?” sorusu, aslında pek çok kişinin aklını kurcalayan bir gerçeğe işaret ediyor. Besin alerjileri, doğumdan itibaren var olan doğuştan rahatsızlıklar olmaktan çok, vücudun belirli bir gıdaya karşı zamanla geliştirdiği tahammülsüzlük halleridir.
İnsan vücudu, aynı besini tekrar tekrar ve aşırı miktarda aldığında, o maddenin zararsız bir protein olduğunu unutup tehdit olarak algılamaya başlayabilir. Bu durum, bir apartman sakininin komşusunu ilk başlarda tanıması, sonra aynı kişiyle her gün asansörde karşılaşıp rahatsız olması gibi düşünülebilir. Bağırsak florasının bozulması, antibiyotik kullanımı, stres veya tek tip beslenme alışkanlıkları, bu toleransın kırılmasında kilit rol oynar. Özellikle sindirim sistemimizin savunma duvarı olan bağırsak geçirgenliği arttığında, gıda parçacıkları kan dolaşımına istenmeyen misafirler gibi girer ve bağışıklık sistemi alarm verir.
Sürekli Yumurta Tüketen Hasta
Kliniğime gelen hastaların öyküsünü dinlerken dikkatimi en çok çeken detaylardan biri, besin alerjisi geliştiren kişilerin çoğunun yıllarca sorunsuz tükettiği gıdalara birden tepki vermeye başlamasıdır. Geçen ay karşılaştığım bir vaka bunu çok net gözler önüne serdi.
Kırk iki yaşında, aktif bir iş hayatı olan bir beyefendi kendini sürekli şişkin ve yorgun hissettiği için başvurdu. Özellikle kahvaltı sonrası şiddetli karın ağrısı, ciltte kızarıklık ve öğleden sonra bunalıcı bir yorgunluk yaşıyordu. İlk başta gluten ya da süt ürünlerini şüphelendirdim, ancak detaylı öykü aldığımda ilginç bir tablo ortaya çıktı.
Bu hasta yaklaşık on beş yıldır her sabah aynı şeyi yiyordu: üç adet haşlanmış yumurta, bir dilim beyaz peynir ve bol miktarda çay. Spor yapıyordu, protein ihtiyacını karşılamak için yumurtayı en pratik kaynak olarak görüyordu. Yıllarca bir sorun yaşamamıştı, ta ki son altı aydır belirtiler ortaya çıkana dek.
Yaptığım biyorezonans değerlendirmesinde yumurta akına karşı belirgin bir intolerans saptadım. Hastanın şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. İşte tam burada şunu açıklıyorum: Vücut bir süreliğine hoşgörü gösterebilir, ancak aynı gıdayı tekrar tekrar, günden güne maruz bıraktığınızda bağışıklık sistemi nihayetinde isyan bayrağını çeker. Bu hastamın durumunda, muhtemelen stresli iş temposu ve ara sıra kullandığı ağrı kesicilerle birlikte bağırsak bariyeri zayıflamış, yumurta proteinleri kan dolaşımına kontrolsüz şekilde geçmeye başlamıştı.
Üç ay boyunca yumurtayı diyetinden çıkardık, bağırsak florasını destekleyici bir protokol uyguladık. Ardından dönüşümlü olarak, haftada bir iki kekik sarısıyla başlayarak yeniden tanıştırdık. Bugün sınırlı miktarda yumurta tüketebiliyor, ancak her gün değil.
Bağırsak Sağlığı Bozulduğunda Alerji Nasıl Kapınızı Çalar
Geçen hafta kliniğime gelen 34 yaşındaki öğretmen hastam, altı aydır her öğünde ekmek yediğini, son iki ayda ise şişkinlik ve deri döküntüleriyle boğuştuğunu anlattı. Glüten testi negatif çıkmıştı, çünkü sorun glütenin kendisinde değil, bağırsak duvarının ona karşı davranış biçimindeydi.
Bağırsaklarımız, sindirilmeyen artıkların kana karışmasını engelleyen seçici bir kalkandır. Antibiyotik kullanımı, uzun süren stres, işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu beslenme düzeni bu kalkanı delik deşik eder. O zamanlarda tanıştığım bir inşaat mühendisi, iki haftalık antibiyotik küründen sonra önce süte, ardından buğdaya karşı reaksiyon geliştirmişti. Daha önce herhangi bir şikayeti yoktu.
Bu geçirgenlik bozukluğunda, sindirilememiş protein parçacıkları kana sızan yabancı maddeler gibi algılanır. Bağışıklık sistemi alarm verir, antikor üretir. İşte tam bu noktada, daha dün rahatça yediğiniz bir besin, bugün sizi mahkum eden bir unsur haline gelir.
Onarım mümkündür. Sindirim enzimleri, probiyotik destek ve alerjeni geçici olarak diyetten çıkarma, bağırsak duvarını yeniden sıkılaştırabilir. Ancak önemli olan, alerjinin varlığıyla uğraşmaktan çok, neden o kapının açıldığını anlamaktır.

Dengesiz Beslenme ve Tek Tip Diyetin Gizli Bedeli
Geçen hafta kliniğe gelen bir hastam, her sabah aynı kaseyi kullanıyordu. İçinde daima aynı şeyler vardı: yulaf, muz ve biraz bal. Üç yıldır bu kahvaltıyı değiştirmemişti. Son altı ayda ise cildinde kızarıklıklar, şişkinlik ve öğleden sonra çöken bir yorgunluk başlamıştı. Test sonuçları, muz ve yulağa karşı gelişen duyarlılığı gösterdi. Vücut, bir zamanlar sevdiği bu besinlere artık misafir değil, davetsiz birer işgalci gibi bakıyordu.
Bu durum, tek tip beslenmenin en masum görünümlü tuzaklarından biri. Bir tabağın içindeki çeşitlilik azaldıkça, sindirim sistemi de tek düze bir çalışma ritmine hapsolur. Bağırsak florası, farklı liflerle beslenemediğinde tür çeşitliliğini yitirir. Bu da bağışıklık hücrelerinin yabancıyı dosttan ayırma becerisini köreltir. Sonuçta sık tüketilen besin, bir süre sonra tehdit olarak algılanır.
Dengeli bir tabak, renk cümbüşüne benzer. Mor pancar, yeşil ıspanak, turuncu havuç, kırmızı biber. Her renk farklı bir besin ögesi, farklı bir lif yapısı demektir. Haftada en az yirmi farklı bitkisel besin tüketen birinin bağırsak florası, beş çeşitle yetineninkine göre çok daha dirençlidir. Bu direnç, besin duyarlılıklarının kapısını zorlamayan bir kilit işlevi görür.
Pratikte uygulanması gereken şudur: herhangi bir besini iki gün üst üste aynı öğünde yemeyin. Yumurtayı salı günü tükettiyseniz, perşembeye kadar tabağınızda yer vermeyin. Bu basit rotasyon, vücudun tolerans eşiğini zorlamadan çeşitlilik sağlar. Alerji kapısının açılmasını önlemek, bazen en pahalı tedaviden daha etkilidir.
Besin toleransınızı korumak için haftalık menünüzü gözden geçirin. Aynı ürünü üç gün üst üste alıp almadığınızı kendinize sorun. Pazar kahvaltısındaki beyaz peynir, salı akşam yemeğindeki yoğurtla aynı hayvansal protein kaynağına dönüşüyor olabilir. Farklı renkler, farklı dokular, farklı topraklardan gelen besinler sofranıza girdikçe, bağırsak duvarınız nefes alıyor. Bu nefes, alerjinin kapısını aralık bırakmıyor. Unutmayın, toleransı yeniden inşa etmek mümkün olsa da, hiç yıkılmamış duvar her zaman daha sağlamdır.
Yayınlanma Tarihi: Güncelleme Tarihi:
