Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogNörolojik Hastalıklar ve AğrıFibromiyalji hastalığı geçer mi?

Fibromiyalji hastalığı geçer mi?

Medicinal 3 Fibromiyalji hastalığı geçer mi?

Fibromiyalji Hastalığı Geçer mi?

Fibromiyalji hastalığı, sabah gözlerinizi açtığınızda hissettiğiniz o ağrı sanki gece boyunca birinin omuzlarınıza, sırtınıza, kalçalarınıza küçük küçük iğneler batırmış gibi hissettirebilir. Kahvaltı masasına oturmak için zorlanıyorsanız. Merdiven inip çıkmak bir işkenceye dönüşüyor ise, bazen ağrı sağ omuzunuzda, ertesi gün belinizde, üç gün sonra her iki dizinizde birden beliriyorsa, sanki vücudunuzda bir gezgin dolaşıyor ve nerede duracağı belli değil gibi ise tanılar size uyuyor demektir.

Doktora gittiğinizde kan tahlilleri, romatizma testleri, hatta ileri görüntüleme yöntemleri bile normal çıkıyor. Size “stres yapmayın, biraz dinlenin” deniyor ama siz dinlendikçe daha yorgun hissediyorsunuz. Yataktan kalkmak için kendinizi zorluyorsunuz. Gün içinde bir fincan çayı kaldırmak bile ağrılı olabiliyor. İşte tam bu noktada içinizden şu soru geçiyor. Acaba bu geçici bir durum mu. Yoksa ömrümün sonuna kadar böyle mi yaşayacağım.

Kliniğime ilk gelen hastalarımın çoğunda bu kaygıyı gözlerinde net bir şekilde okuyorum. Özellikle otuzlu, kırklı yaşlarda, aktif bir hayat süren, işine, çocuklarına, evine bakan insanlar birdenbire bu yorgunluk ve ağrı tuzağına düşünce panikliyorlar. Çünkü fibromiyalji sadece bedeni değil, zihni de yoruyor. Sürekli değişen ağrı noktaları, uykuya dalamama, sabahları kendini dinç hissetmeme hali insanı giderek içine kapatıyor.

Bu yazıda size bu hastalığın geçip geçmeyeceğini anlatmadan önce, vücudunuzda aslında neler döndüğünü birlikte anlamamız gerekiyor. Çünkü fibromiyalji sadece kas ağrısı değil. Bağışıklık sisteminizin kendi dokularınıza karşı verdiği bir zaafiyet sinyali. Sindirim sisteminizden beyin kimyanıza kadar birçok noktanın birbiriyle konuşamadığı bir iletişim kırılması. Ve en önemlisi, doğru adımlar atıldığında vücudunuzun yeniden dengeyi bulabileceğini gösteren bir uyarı mekanizması.

Fibromiyalji hastalığı geçer mi?
Fibromiyalji hastalığı geçer mi?

“Kas Romatizması” Denen Şey Aslında Ne?

Hastalarımın çoğu muayene odama ilk kez adım attıklarında ellerinde birkaç farklı doktor raporuyla gelir. Hepsinde aynı cümle yazar “Romatolojik bulgular normal.” Ama o insanlar o sabah yataktan çıkmak için üç kez denemiş, merdiven inerken bacakları titremiş, gece uykuları ağrıdan bölünmüştür. İşte bu noktada birilerinin “kas romatizması” dediği şeyin aslında ne olduğunu doğru anlamak şart olur.

Fibromiyalji, kaslarda ve bağ dokusunda beliren, vücutta gezici bir ağrı örüntüsüyle kendini gösteren bir rahatsızlıktır. Sabah omuzlarınızda hissettiğiniz sertlik öğleden sonra belinize, ertesi gün dizlerinize taşınabilir. Bu ağrı sabit bir yerde oturmaz, sanki vücudunuzun içinde dolaşan bir misafir gibidir. Klasik tıpta bu tabloya romatizmal hastalıklar sınıfında bakılır, ancak kan testleri iltihabi belirteçleri göstermez. İşte bu yüzden birçok hasta “belki de aklımdan geçiriyorum” diye düşünür, halbuki ağrı son derece gerçektir.

Burada önemli bir ayrım yapmalıyız. Fibromiyalji, eklemleri yıpratan klasik romatizma türlerinden farklıdır. Eklemlerinizde hasar oluşturan bir iltihap yoktur. Asıl sorun, sinir sisteminizin ağrı sinyallerini normalden çok daha yüksek sesle iletmesidir. Sanki vücudunuzun ses ayarı bozulmuş, en hafif dokunuş bile kulak tırmalayan bir gürültüye dönüşmüştür. Bu durum otoimmun bir sürecin parçasıdır, yani bağışıklık sisteminizin kendi dokularınıza karşı verdiği bir zaafiyet sinyalidir.

Kliniğimde gözlemlediğim kadarıyla bu hastalığı sadece “ağrı” olarak görmek en büyük hatalardan biridir. Fibromiyalji, sindirim sisteminizden beyin kimyanıza kadar birçok noktanın birbiriyle konuşamadığı bir iletişim kırılmasıdır. Bağırsak duvarınızın geçirgenliği artmış olabilir, bazı vitaminleriniz yıllardır eksik kalmış olabilir, uyku döngünüz bozulmuş olabilir. Tüm bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan tabloya sadece ağrı kesiciyle yaklaşmak, yangının dumanını dağıtmaya çalışmak gibi bir şeydir.

Eğer fibromiyaljiyi sadece kas sorunu olarak görürseniz, çözümü de sadece kas gevşeticilerde ararsınız. Ama bu bir bütünsel sistem krizi ise, iyileşme yolu da bütünsel olmalıdır. Ben hastalarımla çalışmaya her zaman bu doğru tanımla başlarım. Çünkü bir sorunu çözmek için önce onun ne olduğunu, ne olmadığını net bilmek gerekir.

Vücudunuz Size Ne Anlatmaya Çalışıyor?

Fibromiyaljide ağrı tek bir noktada oturmaz. Bu sabah ensenizde başlar, öğlene doğru belinize iner, akşam olmadan dizlerinizde hissedersiniz. Birçok hasta bunu “vücudumda dolaşan bir ağrı” diye tarif eder. Ben kliniğimde bu gezici yapıyı duyduğumda hemen kulak kabartırım. Çünkü bu, kaslarda bir yırtık ya da eklemde bir iltihap değil, sinir sisteminizin ağrı sinyallerini yanlış kodlamasıdır. Beyninizdeki ağrı merkezi normalde zararsız dokunmayı bile tehdit olarak algılamaya başlar.

Yorgunluk ise ağrıdan ayrı düşünülemez. Sabah sekiz saat uyumuş olabilirsiniz ama kalktığınızda kendinizi daha bitkin hissedersiniz. Bu, halsizlik değil, derin bir enerji tükenişidir. Hücrelerinizdeki mitokondri adlı enerji santralleri verimli çalışamaz hale gelmiştir. Yemek yemek bile yorar, merdiven çıkmak dağ tırmanışı gibi gelir.

Uykuya dalma sorunu, sabahları ellerde uyuşma, hafıza bulanıklığı ve sindirim şikayetleri de bu tablonun parçasıdır. Unutkanlık genellikle “yaşlanıyorum” sanılır ama aslında inflamasyonun beyin kimyanızı etkilemesidir. Kabızlık, şişkinlik ya da tahammülsüz olduğunuz bazı besinler ise bağırsak duvarınızdaki hassasiyetin işaretleridir.

Ben her hastama şunu söylerim. Bu belirtiler ayrı ayrı şikayet değil, vücudunuzun aynı hikayeyi farklı dillerde anlatmasıdır. Ağrı bir dildir, yorgunluk bir dildir, bağırsak şikayetleri bir dildir. Hepsinin kaynağında bağışıklık sisteminizin kendi dokularınıza karşı geliştirdiği bu karışık tepki yatar. Siz bu dili doğru çözdüğünüzde, belirtiler tek tek susmaya başlar.

Bağışıklık Sistemi Neden Kendi Kendine Savaşmaya Başlar?

Bir önceki bölümde belirtilerin farklı diller olduğundan söz etmiştim. Şimdi bu dillerin çevirmenine, yani bağışıklık sisteminize yakından bakalım. Normal şartlarda vücudunuz dışarıdan gelen virüsleri, bakterileri tanıyıp onları yok eder. Otoimmun durumlarda ise bu tanıma sistemi bozulur. Bağışıklık hücreleri kendi dokularınızı tehdit sanmaya başlar. Fibromiyaljide de bu karışıklık söz konusudur. Kaslarınız, bağlarınız, hatta sinir dokularınız sanki bir düşmanmış gibi işaretlenir.

Peki bu karışıklık neden ortaya çıkar? Kliniğimde gözlemlediğim en yaygın senaryo şudur. Bir hastamda uzun süren bir bağırsak problemi, bir başkasında tekrarlayan enfeksiyonlar, bir diğerinde ağır bir stres dönemi öyküsü vardır. Bu faktörler bağırsak duvarının geçirgenliğini artırır. Yani sızdıran bağırsak dediğimiz durum gelişir. Bağırsak duvarından geçen yabancı proteinler, toksinler veya artık maddeler bağışıklık sistemini sürekli tetikler. Zamanla sistem yorulur, karışır ve kendi hücrelerine saldırmaya başlar.

Burada önemli bir ayrıntıyı paylaşmak isterim. Birçok fibromiyalji hastamın kanında düşük düzeyde D vitamini, magnezyum veya çinko tespit ediyorum. Bu eksiklikler bağışıklık hücrelerinin düzenli çalışması için gerekli olan kimyasal araçlardır. Araçlar eksik olduğunda sistem düzgün ayırt edemez. İşte bu yüzden fibromiyaljiyi sadece ağrı hastalığı olarak görmek yanıltıcıdır. Temelde bir bağışıklık düzenleme sorunudur ve bu düzenlemeyi sağlamak mümkündür.

Kimler Bu Yorgunluk ve Ağrı Döngüsüne Yakalanıyor?

Kliniğime gelen hastaların çoğunda bir ortak payda görüyorum. Genellikle otuzlu yaşlardan itibaren kendini hissettiren bu tablo, kadınlarda daha sık ortaya çıkıyor. Bunun nedeni tam olarak bilinmese de östrojen ve progesteron gibi kadınlık hormonlarının bağışıklık üzerindeki düzenleyici rolü burada devreye giriyor. Adet dönemlerinde, hamilelikte veya menopozda şikayetlerin alevlendiğini anlatan kadın hastalarımın sayısı oldukça fazla.

Ancak fibromiyalji sadece kadın meselesi değil. Yoğun stres altında çalışan erkek hastalarım da var. Özellikle gece vardiyası yapanlar, sürekli ekran başında kalanlar ve uyku düzeni tamamen dağılmış kişiler bu grupta öne çıkıyor. Bir hastam anlatmıştı, üç yıl boyunca her gece saat iki üç arası uyanıyor, bir daha uyuyamıyordu. Sonunda vücudu isyan etti, her yeri ağrımaya başladı.

Bağırsak sorunları geçirmiş olanlar da risk altında. Özellikle irritabl bağırsak sendromu, sık antibiyotik kullanımı veya uzun süren gastrit öyküsü olanlarda bağışıklık zemininde oluşan hasar, sonradan fibromiyaljiye zemin hazırlayabiliyor. Bir diğer dikkat çekici grup ise duygusal travma yaşamış kişiler. Çocukluk çağında ihmal, şiddet görmüş olmak veya yetişkinlikte ani bir kayıp, kaza gibi olaylar sinir sistemini sürekli tetikte tutuyor. Bu tetikte kalma hali zamanla bağışıklık devrelerini bozuyor.

Tetikleyiciler arasında en sık karşılaştıklarım şunlar. Viral enfeksiyonlar, özellikle Ebstein-Barr virüsü veya kene kaynaklı enfeksiyonlar sonrası başlayan vakalarım var. Ağır metal maruziyeti, özellikle amalgam dolgular veya kötü kalite su kaynakları. Ve tabii ki beslenme. İşlenmiş gıdalar, trans yağlar, sürekli şeker tüketimi bu döngüyü besliyor. Bir hastam her öğün ekmek ve makarna ile geçiriyordu, kendini sürekli şiş ve bitkin hissediyordu. Bu beslenme düzeni değişince üç ay içinde ağrıları yarı yarıya azaldı.

Yani fibromiyalji tesadüfen seçtiği biri değil. Uzun süren uyku bozuklukları, kronik stres, bağırsak dengesizlikleri ve bazen de bir enfeksiyonun ardından kapıyı çalıyor. Bu tetikleyicileri bilmek, önce kendinizi tanımak anlamına geliyor.

Testler Normal Çıkınca Ne Olacak?

Kan tahlilleriniz temiz, sedimentasyon düşük, romatizma faktörü negatif. Radyolojik görüntülemelerde bir şey çıkmıyor. Doktorunuz size “psikolojik olabilir” diyerek antidepresan yazıyor. Siz ise hâlâ yataktan kalkarken omurlarınızın birbirine girdiğini hissediyorsunuz. Bu sahne kliniğime gelen neredeyse her fibromiyalji hastasının yaşadığı ortak hikaye. Klasik tıbbın laboratuvar merkezli bakış açısı, bu hastalığın doğasını tam olarak kavrayamıyor çünkü sorun dokularda değil, hücrelerin enerji üretiminde ve sinir sistemi ile bağışıklık arasındaki iletişimde.

Fibromiyalji tanısı aslında bir dışlama tanısıdır. Romatoid artrit, lupus, tiroid hastalıkları ve enfeksiyonlar eleyince geriye kalan şikayetler kümesine bu ad konuyor. Ancak bu süreçte hastalar çoğu zaman kendi ağrılarının gerçekliğini sorgulamaya başlıyor. “Acaba ben abartıyor muyum?” sorusu, fiziksel yorgunluğun üzerine bir de psikolojik yük bindiriyor. Kliniğimde gördüğüm en yaralayıcı durumlardan biri bu. İnsanın ağrısına inanılmamasından daha yorucu bir şey yok.

Bu noktada biorezonans değerlendirmesi ve detaylı anamnez fark yaratıyor. Vücudun enerjetik dengesini ölçebilmek, hangi organ sistemlerinin yük altında olduğunu gösterebilmek, klasik testlerin göremediği bozulmaları ortaya çıkarıyor. Örneğin bağırsak geçirgenliğindeki artış, kanda belirgin bir marker vermese de vücutta sistemik bir yangı oluşturuyor. Ya da kanda normal sınırlarda görünen D vitamini seviyesi, aslında hücre içine yeterince giremiyor olabiliyor. İşte bu detaylar, hastanın şikayetlerini doğrulayan ve aynı zamanda tedavi yolunu açan bilgiler.

Tanı sürecinde en kritik adım, hastalığı sadece bir sendrom olarak değil, vücudun size gönderdiği çok katmanlı bir mesaj olarak görmek. Testler normal çıktığında paniğe kapılmak yerine, bu normalliğin altında yatan fonksiyonel bozulmaları araştırmak gerekiyor. Çünkü fibromiyalji bir laboratuvar hastalığı değil, bir yaşam tarzı ve metabolizma hastalığı.

Bağırsak, Beslenme ve Bağışıklık Desteğiyle İyileşme

Birçok fibromiyalji hastası ilk olarak reçeteyle eline tutuşturulan antidepresanla karşılaşıyor. Bu ilaçlar ağrı eşiğini yükseltebilir, uykuyu düzenleyebilir, ama ben kliniğimde defalarca gördüm ki ilaç kesildiğinde o tanıdık sızı tekrar kapıyı çalıyor. Çünkü ağrıyı bastırmak, ağrıya neden olan zemini değiştirmek değildir. Benim yaklaşımım farklı. Otoimmun kökenli bu rahatsızlıkta bağırsak duvarının bütünlüğüne öncelik veriyorum. Çünkü sindirim sistemi sadece yemekleri parçalamaz, aynı zamanda bağışıklık sisteminin yüzde yetmişinden fazlasını barındıran bir komuta merkezidir. Bağırsak geçirgenliği bozulduğunda, yani halk arasındaki tabirle bağırsaklar “delindiğinde”, gıda parçacıkları ve toksinler kana karışır. Vücut bunları düşman olarak tanır ve otoimmun saldırı başlar. İşte fibromiyaljideki o gezici ağrıların, kaslardaki o sertliklerin çoğu zaman altında bu süreç yatar.

Beslenme konusunda en sık yaptığım öneri basittir. Gluten ve işlenmiş şekerleri en az üç ay tamamen hayatınızdan çıkarın. Bu iki unsur bağırsak duvarını tahrip eden başlıca tetikleyicilerdir. Bir hastam vardı, yıllardır omuzlarında ve kollarında o kadar yoğun ağrı yaşıyordu ki sabahları kendi başına bluzunu giyemiyordu. Gluteni ve rafine şekeri bıraktıktan altı hafta sonra ilk kez kendi düğmelerini iliklediğinde gözleri doldu. Tabii ki herkes bu sürede iyileşmez değişim başlar. Yanına probiyotik desteği, yeterli D vitamini, magnezyum ve B12 takviyesi eklediğimizde, bağışıklık sistemi yavaş yavaş kendini toparlar. Biorezonans cihazlarıyla da bu süreci destekliyorum. Frekans tedavisiyle bağırsak florasındaki dengesizlikleri, yüksek olan inflamatuar belirteçleri hedefleyerek vücudun kendi iyileşme kapasitesini harekete geçiriyorum.

Önemli olan şu, siz bu değişiklikleri yaparken sabırlı olmalısınız. Aylarca biriken bir yangını söndürmek birkaç haftaya sığmaz. Ama her doğru adım, vücudunuzu eski dengesine biraz daha yaklaştırır.

Hastaların Kaçınması Gereken Davranışlar

Siz belki de aylarca hatta yıllarca ağrı çektikten sonra nihayet bir yol buldunuz. Bağırsak düzeninizi gözden geçirmeye başladınız, bazı besinleri hayatınızdan çıkardınız, belki biorezonans desteği de alıyorsunuz. İşte tam bu noktada en büyük tuzaklar devreye giriyor. Çünkü iyileşme yolculuğu sadece doğru şeyleri yapmak değil, aynı zamanda yanlış adımları durdurmakla ilgili.

Kliniğimde en sık karşılaştığım hata, hastaların kendilerini iyi hissettikleri ilk gün eski alışkanlıklarına geri dönmeleri. Üç haftadır şeker yemiyorsunuz, ağrınız hafifledi, enerjiniz yerine geldi. Bir akşam “artık iyiyim” deyip pastanın dilimini alıyorsunuz. Ertesi sabah o tanıdık sızı omuzlarınızda yeniden uyanıyor. Bu sizi sadece fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da çökertiyor. Sanki tüm emek boşa gitmiş gibi hissediyorsunuz. Oysa vücudunuz size bir mesaj veriyor. Henüz tamir süreci tamamlanmadı, sadece biraz olsun nefes aldınız.

Bir başka yaygın yanlış, ağrı kesicileri tamamen bırakmak için kendinizi zorlamak. Bazı hastalar “doğal yoldan iyileşeceğim” diye doktorlarının verdiği ilacı birden kesiyorlar. Eğer halen bir reçete kullanıyorsanız, bu kararı mutlaka hekiminizle birlikte alın. Ağrı şiddetli olduğunda vücut stres hormonu salgılıyor, bu da bağırsak geçirgenliğini artırıyor. Yani kontrolsüz bir ağrı, tamir etmeye çalıştığınız şeyi daha da kötüleştirebiliyor.

Aşırı egzersiz yapmak da benzer şekilde geri tepebiliyor. Yorgunluğunuz geçti diye hemen eski tempoya dönmek, kas liflerinde mikro hasarlar oluşturuyor. Bu hasarlar iltihaplanmaya yol açıyor ve bağışıklık sisteminiz yeniden alarm moduna geçiyor. Ben hastalarıma şunu öneriyorum. Enerjinizin yüzde ellisini kullanın, geri kalanı biriktirin. Yorgunluk hissetmeden önce durmayı öğrenmek, bu hastalıkta en değerli becerilerden biri.

Son olarak, her şeyi aynı anda değiştirmeye çalışmak. Bir haftada gluteni, sütü, şekeri, gece yemeklerini, kahveyi birden bırakıp üstüne yeni takviyeler eklemek. Vücudunuz zaten hassas bir denge arayışında. Bu kadar çok değişiklik aynı anda onu şaşırtıyor, semptomları karıştırıyor, hangi adımın işe yaradığını anlamanızı imkansızlaştırıyor. Bir adım atın, iki hafta gözlemleyin, sonra bir sonrakine geçin. İyileşme maraton koşusu, sprint değil.

En Çok Merak Edilen Sorular ve Klinik Deneyimlerden Yanıtlar

Kliniğime gelen her fibromiyalji hastası bir noktada aynı cümleyi kuruyor. “Doktor Bey, bu hiç bitmeyecek mi?” Bu soruyu duyduğumda gözlerindeki ifadeyi çok iyi tanıyorum. Yıllardır ağrıyla uyuyan, sabah yorgun kalkan, kendini sürekli suçlayan bir insanın ifadesi bu. Size şunu net söyleyebilirim, Benim takip ettiğim hastalar arasında tamamen şikayetlerinden kurtulan, hayatına eskisi gibi devam eden çok sayıda insan var. Ama bu iyileşme tesadüfen olmuyor.

Bir hastam vardı, kırk beş yaşında, iki çocuk annesi. Üç yıl boyunca her sabah beli ve omuzları öyle ağrıyordu ki çocuklarını okula bırakmak bile zor geliyordu. Doktor doktor gezmiş, testler normal çıkmış, kendini deli gibi hissetmişti. Bizim ilk görüşmemizde gözleri doluydu. “Artık pes ediyorum” dedi. Otoimmun sürecini desteklemeye başladık, bağırsak florasını düzenledik, D vitamini ve magnezyum eksikliğini giderdik, gluten ve şekeri hayatından çıkardı. Altı ay sonra geldiğinde bana sarıldı. İlk kez iki yıldır ağrısız bir sabaha uyanmıştı.

Tabii her hikaye bu kadar hızlı ilerlemiyor. Bazı hastalarım bir yılı buluyor. Önemli olan süreklilik. Vücut yıllarca bozulan bir dengeyi birkaç haftada düzeltmeyecek. Ama düzeltecek. Bunu defalarca gördüm.

En sık sorulan bir diğer soru da “Ağrı geçici olarak mı kayboluyor, kalıcı mı?” İyi haber şu ki doğru destekle ağrı geri gelmiyor. Çünkü artık vücudunuzun kendi kendine savaştığı bir ortam yok. Bağışıklık sisteminiz sakinleştiğinde, sinir sisteminizin ağrı eşiği normale dönüyor. Bu geçici bir rahatlama değil, kökten bir değişim.

Bazı hastalar “Ya tekrarlar mı?” diye soruyor. Eğer eski alışkanlıklara dönerseniz, stresi yönetmezseniz, uyku düzeninizi bozarsanız tabii ki semptomlar geri gelebilir. Ama artık neyin sizi rahatlattığını, neyin tetiklediğini biliyorsunuz. Bu bilgi sizi koruyor.

Son olarak şunu eklemek isterim. Fibromiyalji bir ceza değil, bir mesaj. Vücudunuz size yıllardır “yavaşla, dinlen, beslenme biçimini değiştir” diyordu. Bu mesajı doğru okuduğunuzda, yanıt verdiğinizde, o ağrının yerini hafiflik alıyor. Ben bunu yüzlerce kez şahit oldum.

Fibromiyalji geçer mi sorusuna kliniğimde verdiğim yanıt her zaman şu olmuştur. Evet, geçebilir, ama bu geçişin anahtarı hastalığı sadece bir ağrı sorunu olarak görmekten vazgeçmekte yatıyor. Yıllardır otoimmun süreçleri doğru destekleyerek, bağırsak sağlığını ön plana çıkararak, eksik kalan vitamin ve mineralleri tamamlayarak ve hastalarımı doğru beslenme ile yönlendirerek izlediğim değişimler beni hep umutlandırdı. Bu bir gecede olmuyor, adım adım, kademe kademe ilerliyor. Ama bir sabah uyandığınızda o ağrının yerini hafifliğin aldığını hissettiğinizde, verdiğiniz emeğin karşılığını alıyorsunuz.

Unutmayın, vücudunuz size yıllardır bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Şimdi sıra onu doğru dinlemekte. Eğer siz de bu yorgunluk ve ağrı döngüsünün içindeyseniz, tek başınıza değilsiniz. Kliniğimde sizi dinlemeye, testlerinizi değerlendirmeye ve size özel bir yol haritası çıkarmaya hazırım. Çünkü fibromiyalji bir son değil, bir başlangıç olabilir. Sağlıklı günler dilerim.

Sağlığınız için ilk adımı atın. Aşağıdaki formu doldurarak randevu talebinde bulunabilirsiniz.







    https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

    Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir