Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogMedyaGeçmeyen mide bulantısının nedeni anksiyete olabilir

Geçmeyen mide bulantısının nedeni anksiyete olabilir

Biorezonans İle Sağlığınıza Kavuşabilirsiniz

Geçmeyen mide bulantısı

Mide bulantısı, pek çok kişinin yaşamının bir döneminde mutlaka karşılaştığı yaygın bir şikayettir. Genellikle geçici bir gıda zehirlenmesi, hareket hastalığı veya basit bir sindirim rahatsızlığı olarak değerlendirilir, birkaç saat içinde geçmesi beklenir. Ancak haftalarca, hatta aylarca süren, tekrar tekrar ortaya çıkan ve tıbbi araştırmalarda herhangi bir organik bozukluk saptanmayan bulantılar, farklı bir sorunun işareti olabilir. İşte tam bu noktada, beden ile zihin arasındaki karmaşık ilişki devreye girer.

Anksiyete bozuklukları, vücutta yalnızca çarpıntı, terleme veya huzursuzluk gibi bilinen belirtilerle kendini göstermez. Kaygı durumları, sindirim sistemini doğrudan etkileyen güçlü fizyolojik yanıtları da beraberinde getirir. Mide – beyin ekseninde yaşanan bu etkileşim, kişinin farkında olmadığı süreçlerle kendini gösterebilir. Özellikle tahlil ve görüntüleme yöntemleriyle bir hastalık bulgusuna rastlanmamasına karşın sık tekrarlayan mide bulantılarının altında psikolojik nedenler yatabilir. Dr. Sinan Akkurt, bu durumu yaşayan kişilerin çoğunun kendini ruhsal açıdan sağlıklı hissettiğini ve bu yönde bir destek arayışına girmediğini belirtiyor. Aniden başlayan, günlerce sürebilen ve aralıklarla aylarca devam edebilen bu bulantıların arkasında, büyütülen kaygılar, sürekli huzursuzluk hali ve fark edilmeyen takıntısal düşünce örüntüleri yer alabilir. Ülser, migren, vertigo gibi pek çok hastalığın habercisi olabilecek bu şikayetler, kan tahlilleri, endoskopi veya tomografi gibi incelemelerde bir sonuç vermediğinde, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları üzerinden yeni bir değerlendirme yapmak gerekebilir.

Beslenme alışkanlıkları ve anksiyete arasındaki gizli bağ

Mide bulantısının fiziksel tetikleyicileri incelenirken atlanmaması gereken en kritik nokta, beyin ile sindirim sistemi arasındaki çift yönlü iletişim ağıdır. Barsak duvarı, vücuttaki serotonin üretiminin önemli bir bölümünü gerçekleştirir. Bu kimyasal haberci ruh halini düzenlerken aynı zamanda mide boşalma hızını ve bağırsak hareketlerini de kontrol eder. Anksiyete durumlarında bu hassas denge bozulabilir, sindirim sistemi abartılı bir alarm durumuna geçebilir.

Öğün düzensizliği bu dengeyi daha da sarsan faktörlerin başında gelir. Uzun süren açlık periyotları sonrasında tüketilen ağır yemekler, mide asidini ani dalgalanmalara sürükler. Kaygılı bireylerde bu fiziksel gerilim, psikolojik huzursuzlukla birleşerek bulantıyı tetikleyen bir kısır döngü oluşturabilir. Kahve tüketimi de benzer bir etki yaratır. Günde üç fincanı aşan kafein alımı, mide mukozasını tahriş ederken sinir sistemini uyararak anksiyete belirtilerini derinleştirebilir.

İşlenmiş gıdalar ve rafine şeker içeren besinler, barsak mikrobiyomunda istenmeyen değişimlere yol açar. Zararlı bakteri popülasyonunun artması, sistemik enflamasyona ve buna bağlı olarak mide hassasiyetine neden olabilir. Tam tahıllar, fermente besinler ve lif açısından zengin sebzeler ise bu dengeyi koruyucu rol üstlenir. Omega-3 yağ asitleri içeren balık, ceviz ve keten tohumu gibi besinler hem nörolojik hem de gastrointestinal sağlık için yapı taşı oluşturur.

Sıvı alımının zamanlaması da göz ardı edilmemelidir. Yemeklerle birlikte fazla miktarda su içmek, mide asidini seyreltir ve sindirimi yavaşlatır. Bunun yerine öğünler arasında düzenli hidrasyon, mide içeriğinin daha rahat işlenmesini sağlar. Alkol ve gazlı içecekler ise hem mide basıncını artırır hem de anksiyete düzeyini yükselterek bulantıyı körükleyebilir.

Beslenme kaynaklı mide şikayetleri ile anksiyete arasındaki ayrımı yapabilmek için üç haftalık bir beslenme günlüğü tutmak faydalı olabilir. Bu kayıtlar sayesinde belirli gıdaların bulantı ile ilişkisi tespit edilebilir, aynı zamanda kaygı düzeyindeki dalgalanmalar da gözlemlenebilir. Böylece sadece semptomları bastırmaya yönelik değil, kök nedeni adresleyen bir yaklaşım geliştirilebilir.

Uyku düzeni ve fiziksel aktivitenin mide sağlığına etkisi

Uykusuzluk ve hareketsiz yaşam tarzı, anksiyete kaynaklı mide bulantılarını besleyen iki önemli faktördür. Kaliteli uyku, sindirim sistemi ile merkezi sinir sistemi arasındaki dengeyi korur. Yetersiz veya bölük pörçük uyku, kortizol salınımını artırarak mide – bağırsak duvarındaki hassasiyeti yükseltir. Bu durum sabahları aç karnına hissedilen bulantıları şiddetlendirebilir. Aynı zamanda uyku eksikliği, kişinin kaygı eşiğini düşürür, böylece bedensel sinyaller daha tehditkar algılanır.

Fiziksel aktivite ise bu döngüyü kırmada güçlü bir araçtır. Egzersiz, endorfin ve serotonin salınımını destekler, bu da doğal bir rahatlama yanıtı oluşturur. Özellikle tempolu yürüyüş, yüzme veya hafif kardiyovasküler aktiviteler, otonom sinir sisteminin dengeye kavuşmasına yardımcı olur. Ancak aşırı yüklenmeler veya yarışma temelli sporlar bazı kişilerde ek stres yaratabilir, bu nedenle orta şiddette ve düzenli hareketlilik önerilir.

Uyku ve egzersiz arasındaki ilişki karşılıklıdır. Gündüz yapılan fiziksel aktivite, gece uykusunun derinleşmesine katkı sağlar. Daha iyi uyku, ertesi gün daha az irritabl bir sindirim sistemi anlamına gelir. Dr. Sinan Akkurt, tahlillerde patoloji saptanmayan ancak sürekli tekrarlayan bulantıları olan kişilerde yaşam tarzı düzenlemelerinin önemine vurgu yapar. Özellikle anksiyete yapısında olan bireyler, strese karşı mide – bağırsak duvar gerginliğini sağlıklı kişilere göre daha abartılı yaşar. Bu kişiler farkında olmadan kaygılarını büyütür, endişeleri nedeniyle sürekli huzursuzluk yaşar ve sonuçta kronikleşen mide bulantısı ile karşılaşabilir.

Pratik bir yaklaşım olarak, her gün aynı saatte yatmak ve kalkmak, yatmadan önce ekran kullanımını sınırlamak, hafif akşam yürüyüşleri yapmak önerilir. Bu alışkanlıklar tek başına semptomları ortadan kaldırmayabilir, ancak psikiyatrik destek sürecinde önemli bir tamamlayıcı rol üstlenir.

Mide bulantısı semptomları fiziksel tetkiklerle açıklanamadığında, anksiyete gibi psikolojik faktörlerin değerlendirilmesi hayati önem taşır. Dr. Sinan Akkurt’un vurguladığı üzere, bu durumda kişi genellikle kendini ruhsal açıdan sağlıklı hisseder ve tedaviye yönelmez. Oysa aniden başlayan, günlerce süren ve aylarca aralıklarla tekrarlayan bulantıların altında yatan anksiyete, fark edilmeden kronikleşebilir. Kaygı ve korkuların büyütülmesi, endişelerin sürekli canlı tutulması, mide-barsak sisteminde abartılı duvar gerginliğine yol açar. Bu kişiler takıntıları sebebiyle pek çok uyaranı sağlıklı bireylere göre daha şiddetli algılar ve yaşadıkları durumun farkına varamazlar. İşte tam bu noktada psikiyatrik destek almak, sadece bulantıyı değil, onu besleyen zihinsel döngüyü de kırmak anlamına gelir.

Beslenme düzeni, uyku kalitesi ve fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı unsurları anksiyete kaynaklı mide bulantılarında belirleyici rol oynar. Tahlillerde patoloji bulunmaması, psikolojik kökenli bir sorunun işareti olabilir. Ülser, migren, kanser ya da vertigo gibi ciddi hastalıklar dışlandığında, tedavi odağı zihinsel sağlığa çevrilmelidir. Anksiyete ile sindirim sistemi arasındaki güçlü bağ göz önünde bulundurularak, hem profesyonel yardım hem de günlük alışkanlıklarda bilinçli değişiklikler bir arada ele alınmalıdır. Sağlıklı bir sindirim için önce sağlıklı bir zihin gerekir ve bu yönde atılacak her adım, bedenin de huzura ermesini sağlar.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir