Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogKanserKanser olma riskini ne artırır?

Kanser olma riskini ne artırır?

kanser tedavisi Kanser olma riskini ne artırır?

Kanser Olma Riskini Artıran Nedenler

Kanser büyük ölçüde kontrolsüz hücre büyümesi ve çoğalması sonucu ortaya çıkan karmaşık bir hastalık grubudur. Her yıl milyonlarca insan bu tanıyla karşılaşmakta ve yaşamı derinden etkilenmektedir. Kanserin tek bir nedeni bulunmamakta aksine genetik çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin bir araya gelmesiyle gelişmektedir.

Genetik Yatkınlık ve Kalıtsal Faktörler

Bazı bireyler doğumdan itibaren kanser gelişimine yatkınlık taşıyan genetik mutasyonlarla dünyaya gelmektedir. Bu mutasyonlar hücre bölünmesini kontrol eden genlerde meydana gelmekte ve onkogenlerin aşırı aktivasyonuna veya tümör baskılayıcı genlerin fonksiyon kaybına yol açmaktadır. BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonları taşıyan kadınlarda meme ve over kanseri riski hayat boyu yüzde yetmiş seviyelerine kadar çıkabilmektedir. Bu oran genel popülasyonda ortalama yüzde on iki civarındadır. Lynch sendromu olarak bilinen kalıtsal durumda kolorektal kanser riski belirgin şekilde artmaktadır. Bu sendrom DNA tamir mekanizmalarındaki bozukluklardan kaynaklanmakta ve aile üyelerinde erken yaşta kanser gelişimi gözlemlenmektedir. Retinoblastoma geni mutasyonları çocukluk çağında göz tümörlerine zemin hazırlamaktadır. Li-Fraumeni sendromu ise çoklu kanser türlerine yatkınlık oluşturmakta ve yaşam boyu kanser riskini yüzde doksanlara ulaştırabilmektedir.

Kalıtsal kanserler tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde beş ila onunu oluşturmaktadır. Geri kalan vakalarda genetik yatkınlık olmakla birlikte bu yatkınlık tek başına kanser gelişimi için yeterli olmamaktadır. Çevresel tetikleyiciler ve yaşam tarzı faktörleri genetik potansiyelin aktive olmasında belirleyici rol oynamaktadır. Aile öyküsünde kanser bulunan bireylerin düzenli tarama programlarına katılması ve risk azaltıcı stratejiler benimsemesi önem taşımaktadır.

Beslenme Alışkanlıkları ve Diyet Faktörleri

Beslenme kanser gelişiminde kritik bir rol oynamaktadır. İşlenmiş et ürünleri kırmızı et ve aşırı tuzlu gıdalar kolorektal mide ve yemek borusu kanseri riskini artırmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü işlenmiş etleri kanserojen olarak sınıflandırmıştır. Aşırı kalori alımı ve obezite birçok kanser türü için risk faktörü oluşturmaktadır. Vücut kitle indeksi otuzun üzerinde olan bireylerde meme kolorektal böbrek karaciğer ve pankreas kanseri riski artmaktadır. Obezite kronik düşük dereceli inflamasyona neden olmakta insülin direncini artırmakta ve hormon dengesini bozmaktadır. Bu durum hücre proliferasyonunu hızlandırmakta ve kanser gelişimine zemin hazırlamaktadır.

Sebze ve meyve tüketiminin yetersizliği antioksidan ve lif alımını azaltmakta ve kanser riskini artırmaktadır. Lifli gıdalar bağırsak hareketlerini düzenlemekte ve kolorektal kanser riskini düşürmektedir. Aşırı alkol tüketimi karaciğer kanseri yemek borusu kanseri ve meme kanseri riskini artırmaktadır. Alkol metabolizması sırasında oluşan asetaldehit DNA hasarına yol açmaktadır. Aşırı sıcak içecekler yemek borusu mukozasını tahriş etmekte ve kanser riskini yükseltebilmektedir.

Fiziksel Aktivite Eksikliği

Düzenli fiziksel aktivite kanser riskini azaltan koruyucu bir faktördür. Hareketsiz yaşam tarzı obezite insülin direnci ve kronik inflamasyon riskini artırmaktadır. Haftada en az yüz elli dakika orta şiddette egzersiz kolorektal meme ve endometrium kanseri riskini düşürmektedir. Egzersiz insülin duyarlılığını artırmakta inflamatuar sitokinleri azaltmakta ve bağışıklık fonksiyonlarını desteklemektedir. Ayrıca hormon düzeylerini düzenleyerek özellikle hormon duyarlı kanserlerde koruyucu etki göstermektedir. Ofis çalışanları ve uzun süre hareketsiz kalan bireylerde kanser riski daha yüksek olmaktadır. Günde uzun süre oturmak bağımsız bir risk faktörü olarak değerlendirilmekte ve bu durumun telafisi için ek egzersiz gereksinimi ortaya çıkmaktadır.

Çevresel ve Mesleki Etkiler

Çevresel kanserojenlere maruz kalmak kanser riskini belirgin şekilde artırmaktadır. Asbest maruziyeti mezotelyoma ve akciğer kanseri ile güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Radyasyon maruziyeti özellikle iyonize radyasyon tiroit meme ve akciğer kanseri riskini artırmaktadır. Ultraviyole radyasyon cilt kanseri en önemli risk faktörlerinden biridir. Güneş yanıkları özellikle çocukluk çağında yaşananlar ileri yaşlarda melanom riskini belirgin şekilde artırmaktadır. Hava kirliliği partikül madde ve uçucu organik bileşikler akciğer kanseri riskini yükseltmektedir. Mesleki maruziyetler arasında benzen formaldehit arsenik ve krom bileşikleri önemli kanserojenler olarak sıralanmaktadır. Tarım ilaçları ve pestisitler de kanser riskini artırabilmekte olup organik tarım ürünlerinin tercih edilmesi önerilmektedir.

Enfeksiyonlar ve Viral Etkenler

Bazı enfeksiyonlar, kanser gelişimine zemin hazırlayan önemli faktörlerdir. Human papillomavirus serviks kanseri ve bazı baş boyun kanserlerinin ana nedenidir. HPV aşısı bu kanser türlerinin önlenmesinde devrim yaratmıştır. Hepatit B ve Hepatit C virüsleri kronik karaciğer hastalığına ve sonrasında karaciğer kanseri gelişimine yol açmaktadır. Helikobakter pylori mide kanseri ve MALT lenfoma ile ilişkilidir. Epstein-Barr virüsü Burkitt lenfoma ve nazofarenks kanseri riskini artırmaktadır. Human herpesvirus 8 Kaposi sarkomu gelişiminde rol oynamaktadır. Bu enfeksiyonların önlenmesi veya erken tedavisi kanser riskini azaltabilmektedir. Aşılama hijyen önlemleri ve güvenli cinsel davranışlar bu enfeksiyonların kontrolünde etkili olmaktadır.

Hormon düzeyleri ve üreme öyküsü özellikle hormon duyarlı kanserlerde risk belirleyicidir. Erken adet görme on iki yaş öncesi ve geç menopoz elli beş yaş sonrası meme kanseri riskini artırmaktadır. Bu durum östrojen maruziyet süresinin uzaması ile açıklanmaktadır. Nulliparite yani hiç doğum yapmamış olma ve geç ilk gebelik otuz beş yaş sonrası meme kanseri riskini yükseltmektedir. Emzirme süresi uzadıkça meme kanseri riski azalmaktadır. Hormon replasman tedavisi özellikle östrojen ve progesteron kombinasyonu meme kanseri riskini artırmaktadır. Oral kontraseptif kullanımı da hafif düzeyde meme kanseri riskini yükseltebilmekte ancak bu risk kullanımın bırakılmasıyla zamanla azalmaktadır. Testosteron replasman tedavisi prostat kanseri riskini etkileyebilmekte ve bu konuda dikkatli değerlendirme gerekmektedir.

İyonize radyasyon kanser riskini artıran bilinen bir faktördür. Hiroşima ve Nagazaki atom bombası kurbanlarında kanser insidansı belirgin şekilde artmıştır. Tıbbi görüntüleme için kullanılan bilgisayarlı tomografi gibi radyasyon içeren yöntemler de kümülatif doz birikimine neden olmaktadır. Çocuklarda yapılan BT taramaları ileri yaşlarda kanser riskini artırabilmektedir. Bu nedenle radyasyon içeren görüntüleme yöntemlerinin gereksiz kullanımından kaçınılması önerilmektedir. Güneşten gelen UV radyasyonu cilt kanseri en önemli nedeni olmaktadır. Güneş koruyucu kullanımı gölgede kalma ve koruyucu giyinme bu riski azaltmaktadır. Radyasyon tedavisi kanser tedavisinde kullanılmakla birlikte aynı zamanda ikincil kanser riskini de artırabilmektedir. Bu risk tedavi faydaları ile dengelenmekte ve minimal doz prensibi benimsenmektedir.

Bağışıklık Sistemi

Kronik inflamasyon kanser gelişiminin temel itici güçlerinden biridir. İnflamatuar süreçlerde salınan sitokinler ve büyüme faktörleri hücre proliferasyonunu artırmakta ve DNA hasarına yol açmaktadır. Kronik gastrit inflamatuar barsak hastalığı ve kronik hepatit bu mekanizma ile kanser riskini artırmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıflığı kanser riskini belirgin şekilde yükseltmektedir. AIDS hastalarında Kaposi sarkomu ve lenfoma riski artmaktadır. Organ nakli sonrası immünsüpresif ilaç kullananlarda çeşitli kanser türleri daha sık görülmektedir. Otoimmün hastalıklar ve kronik enfeksiyonlar da kanser riskini artırabilmektedir. Antiinflamatuar tedaviler ve bağışıklık sistemi desteği bu riski azaltmaya yönelik stratejiler arasında yer almaktadır.

Yaşlanma ve Biyolojik Zaman

Yaşlanma kanser riskini artıran en güçlü faktörlerden biridir. Kanser insidansı kırk yaştan sonra belirgin şekilde artmakta ve yetmiş yaş üzerinde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Bu durum DNA hasarlarının yıllar içinde birikmesi hücre onarım mekanizmalarının zayıflaması ve kronik inflamasyonun artması ile açıklanmaktadır. Telomer kısalması hücrelerin bölünme kapasitesini sınırlamakta ve genomik instabiliteye yol açmaktadır. Epigenetik değişiklikler yaşla birlikte birikmekte ve kanser gelişimine zemin hazırlamaktadır. Yaşlanmayı durdurmak mümkün olmamakla birlikte sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile biyolojik yaşlanma hızı yavaşlatılabilmektedir. Bu sayede kanser riski azaltılabilmekte ve yaşam kalitesi korunabilmektedir.

Kanser riskini artıran faktörler çok yönlü ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Genetik yatkınlık çevresel maruziyetler yaşam tarzı seçimleri ve enfeksiyonlar bu riski şekillendirmektedir. Hiçbir faktör tek başına kanserin nedeni olmamakta çeşitli faktörlerin bir araya gelmesi gerekmektedir. Bu durum aynı zamanda kanser riskinin önlenebilir olduğunu göstermektedir. Tütün kullanımının bırakılması sağlıklı beslenme düzenli fiziksel aktivite aşırı alkolden kaçınma ve güneş korunması kanser riskini belirgin şekilde düşürmektedir. Dünya Sağlık Örgütü kanser vakalarının yüzde otuz ila elli arasının önlenebilir olduğunu tahmin etmektedir. Erken tanı programlarına katılım ve düzenli sağlık kontrolleri erken evrede müdahale olanağı tanımaktadır. Kanser tedavisi ve mücadelesi bireysel sorumluluk ve toplumsal sağlık politikaları bir arada yürütülmelidir. Bilinçli yaşam tarzı seçimleri ve risk faktörlerinden kaçınma kanser yükünü azaltmada en etkili stratejilerdir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir