Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogAlerjiŞişkinliğim gıda intoleransından mı, yoksa yediğim bir besinin normal bir sonucu mu?

Şişkinliğim gıda intoleransından mı, yoksa yediğim bir besinin normal bir sonucu mu?

Medicinal 2 Şişkinliğim gıda intoleransından mı, yoksa yediğim bir besinin normal bir sonucu mu?

Bir genç kadın, haftada üç kez nohut yemeği yediğinde her defasında şişkinlik ve rahatsızlık yaşıyor, ancak aynı nohutlar iki gün filizlendirildikten sonra tüketildiğinde aynı belirtiler ortaya çıkmıyor. Bu durum, onu gıda intoleransı endişesine sürüklüyor ve internette geçirdiği saatler sonunda kendini gluten, laktoz ve histamin kısıtlamalarının içinde buluyor. Oysa vücudunun verdiği mesaj çok daha basit bir ayrıma işaret ediyor. Şişkinlik, sindirim sisteminin en sık dile getirilen şikayetlerinden biridir ve bu belirtinin ardında yatan nedenleri anlamak, gereksiz kısıtlamalardan kaçınmak ve gerçek bir intoleransı zamanında fark etmek açısından hayati önem taşır.

Gıda intoleransı ile besinin doğal fizyolojik etkileri arasındaki çizgi, ilk bakışta belirsiz görünebilir. Her iki durumda da karın bölgesinde dolgunluk, gaz ve rahatsızlık hissi ortaya çıkar. Ancak bu belirtilerin ne sıklıkla, hangi koşullarda ve ne ölçüde tekrarlandığı, sorunun kaynağını doğru tanımlamada kritik rol oynar. Örneğin baklagillerde bulunan oligosakkaritler, pişirme öncesi yeterli bekletme veya filizlendirme uygulanmadığında sindirim enzimleri tarafından parçalanamaz. Bunlar kolona ulaştığında bakteriler tarafından fermentasyona uğrar ve gaz oluşumuna yol açar. Bu tamamen normal bir sindirim sürecidir ve besinin hazırlanış biçimini değiştirmekle kontrol altına alınabilir. Gerçek bir intoleransta ise vücut, belirli bir besin bileşenini metabolize edemez ve bu durum pişirme tekniğinden bağımsız olarak her tekrarlanan tüketimde kendini gösterir.

Şişkinlikte tekrarlanan örüntüyü tanımak

Bir kişi her nohut yediğinde şişkinlik yaşıyorsa, ilk akla gelen soru şudur. Bu durum, baklagilin kendisine mi özgüdür yoksa hazırlanış biçiminden mi kaynaklanır? Gerçek bir gıda intoleransında belirtiler, o besinle her karşılaşmada kendini gösterir. Pişirme süresi, ıslatma yöntemi veya tüketim miktarı değişse bile rahatsızlık devam eder. Vücut, o besinin belirli bir bileşenini sindiremez ve bu biyolojik yanıt değişmez.

Oysa bazı besinler, doğal yapıları gereği geçici şişkinliğe neden olur. Nohut, mercimek ve kuru fasulye gibi baklagiller oligosakkarit içerir. Bu karbonhidratlar, ince bağırsakta parçalanmadan kalın bağırsağa ulaşır. Burada bakteriler tarafından fermentasyona uğrar ve gaz oluşumu ortaya çıkar. Aynı nohut, 12 saat yerine 48 saat filizlendirildiğinde bu oligosakkarit miktarı önemli ölçüde azalır. Böylece daha önce rahatsızlık veren besin, sorunsuz tolere edilebilir hale gelir.

Bu ayrımı netleştirmenin en güvenilir yolu, sistematik bir gözlem sürecidir. Kişi, şüphelenilen besini farklı hazırlık yöntemleriyle üçer günlük aralıklarla tüketir. Her denemede şişkinlik şiddeti, başlangıç zamanı ve süresi not edilir. Eğer ıslatma süresi uzatıldığında, filizlendirme uygulandığında veya pişirme tekniği değiştirildiğinde şikayetler kayboluyorsa, sorun intoleranstan çok hazırlama biçimine bağlıdır. Ancak tüm bu değişikliklere rağmen şişkinlik her seferinde aynı şiddette tekrarlanıyorsa, o zaman bir gıda intoleransı söz konusu olabilir.

Bu noktada uzman bir değerlendirme şarttır. Gastroenteroloji veya beslenme uzmanı hekim, öyküyü detaylandırır ve gerekli testleri planlar. Böbrek üstü bezi yetersizliği, tiroid fonksiyon bozuklukları veya bağırsak mikrobiyom dengesizlikleri gibi altta yatan başka nedenler de araştırılır. Şişkinliğin kaynağına yönelik doğru tanı, hem gereksiz diyet kısıtlamalarını önler hem de gerçek soruna etkili müdahale imkanı sunar.

Pişirme ve hazırlama yöntemleriyle farkı ayırt etmek

Bazı şişkinlik vakalarında sorun besinin kendisinde değil, ona uygulanan hazırlık aşamalarında gizlidir. Vücut bir gıdaya karşı tepki verdiğinde bu durum her tüketimde tekrarlanır. Glutene duyarlılığı olan bir kişi, buğday, arpa veya çavdar içeren her üründe benzer şikayetler yaşar. Ancak tepki bazen besinin yapısına değil, sindirilemeyen bileşenlerin hazırlık yetersizliğinden kaynaklanır.

Baklagiller bu ayrımın en net görüldüğü besin grubudur. Nohut, mercimek ve kuru fasulye gibi ürünler fitik asit ve oligosakkaritler içerir. Bu maddeler düzgün hazırlanmadığında bağırsakta gaz oluşumunu tetikler. Fakat aynı nohut, en az 48 saat suda bekletilip filizlendirildiğinde veya uzun süreli ıslatma ile pişirildiğinde çok daha az rahatsızlık yaratır. Tüketim şekli değiştikten sonra şişkinlik ortadan kalkıyorsa, burada bir intoleranstan çok hazırlama eksikliği söz konusudur.

Tahıllarda benzer bir yaklaşım geçerlidir. Ekşi maya ile uzun fermantasyona bırakılan ekmek, hazır mayalı ürünlere kıyasla daha kolay sindirilir. Fermentasyon süreci fitik asidi parçalar, glüten yapısını kısmen değiştirir ve prebiyotik içeriği artar. Aynı buğday unundan yapılmış iki farklı ekmek, farklı sindirim yanıtları doğurabilir.

Pişirme sıcaklığı ve süresi de etkilidir. Yüksek ısıda uzun süre pişirilen sebzelerin hücre duvarları daha fazla yıkılır, bu da sindirim enzimlerinin işini kolaylaştırır. Çiğ veya az pişmiş olarak tüketilen bazı sebzeler, özellikle karnabahar ve brüksel lahanası, bazı bireylerde gaz şikayetine yol açar. Aynı sebzeler buharda yumuşatıldığında farklı tolere edilir.

Şişkinliğin kaynağını anlamak için pratik bir yol denemektir. Sorunlu olduğu düşünülen besin, farklı hazırlama yöntemleriyle üç ila dört kez ayrı günlerde tüketilir. Her seferinde şişkinlik aynı şiddette devam ederse, bu durum gıda intoleransı ihtimalini güçlendirir. Fakat hazırlama değişikliğiyle şikayet azalıyor veya kayboluyorsa, vücut besine karşı değil, onun hazırlanmamış hâline karşı tepki veriyor demektir. Bu ayrım, gereksiz gıda kısıtlamalarından kaçınmak ve gerçek soruna odaklanmak açısından kritik öneme sahiptir.

Kendi gözlem gücünüzü harekete geçirmek

Bir besin karşısında yaşanan şişkinlik her zaman gıda intoleransı anlamına gelmez. Vücudun verdiği bu sinyali doğru okumak, hem gereksiz besin kısıtlamalarından kaçınmak hem de gerçek bir sorun varsa zamanında müdahale etmek için elzemdir. Öncelikle aynı gıdayı farklı hazırlama teknikleriyle denemek en pratik başlangıç noktasıdır. Nohut gibi baklagillerde filizlendirme süresini uzatmak, tahıllarda mayalama veya fermente yöntemleri tercih etmek, sebzelerde pişirme derecesini ayarlamak gibi değişikliklerle şikayetin azalıp azalmadığı gözlemlenmelidir. Bu yöntemlerle şişkinlik ortadan kalkıyorsa, sorun besinin kendisinde değil, sindirim sisteminin onu işleyiş biçiminde yatmaktadır.

Ancak farklı pişirme, hazırlama ve tüketim şekillerine rağmen şişkinlik her seferinde tekrar ediyorsa, bu durum gerçek bir gıda intoleransı işareti olabilir. Özellikle aynı besini her alışta benzer sindirim şikayetleri, eklem ağrıları, deri döküntüleri veya yorgunluk gibi belirtiler eşlik ediyorsa, konunun bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir. Gıda intolerans testleri ve detaylı öykü alma ile sorunun kaynağı netleştirilebilir. Temel amaç, beslenme düzenini kısıtlamadan önce vücudun mesajlarını dikkatle dinlemek ve gerektiğinde doğru adreste profesyonel destek almaktır. Böylece hem sağlıklı besinlerden mahrum kalmaktan hem de görmezden gelinen bir intoleransın uzun vadeli sorunlara yol açmasından korunmak mümkün olur.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir