Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogKronik HastalıklarTiroid yavaş çalışırsa ne olur?

Tiroid yavaş çalışırsa ne olur?

Medicinal 2 Tiroid yavaş çalışırsa ne olur?

Tiroid Bezi ve Metabolizmanın Yavaşlaması

Tiroid bezi, boynun ön kısmında, gırtlak hemen altında kelebek şeklinde konumlanmış küçük fakat hayati öneme sahip bir endokrin organdır. Bu bez, ürettiği hormonlar aracılığıyla vücudun enerji harcamasını, ısı üretimini ve hemen hemen tüm organ sistemlerinin çalışma hızını düzenler. Tiroid hormonları olmadan hücrelerin normal fonksiyonlarını sürdürmesi mümkün değildir. Hipotiroidizm olarak bilinen durum, tiroid bezinin yeterli miktarda hormon üretememesi veya hiç üretememesi halinde ortaya çıkar. Bu durum yalnızca bir hormon eksikliği değil, tüm vücutta yavaşlayan biyolojik süreçlerin oluşturduğu karmaşık bir klinik tablodur.

Hipotiroidizm gelişiminde birincil nedenler arasında otoimmün Hashimoto tiroiditi, iyot yetersizliği, tiroid cerrahisi sonrası durumlar, radyoaktif iyot tedavisi ve bazı ilaçların kullanımı yer alır. Hashimoto tiroiditi, vücudun kendi bağışıklık sisteminin tiroid dokusuna saldırması sonucu gelişir ve dünya genelinde en sık görülen hipotiroidizm nedenidir. Kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık beş ila sekiz kat daha sık görülür, özellikle de kırk yaş sonrası dönemde ve gebelik sonrası dönemde risk belirgin şekilde artar. Aile öyküsünde otoimmün tiroid hastalığı bulunan bireylerde gelişme olasılığı daha yüksektir.

Vücut Isısı ve Enerji Metabolizmasındaki Değişiklikler

Tiroid hormonlarının en temel işlevlerinden biri bazal metabolizma hızını belirlemektir. Bu hormonlar eksikliğinde hücrelerin oksijen tüketimi ve enerji üretimi önemli ölçüde azalır. Vücut normalde ürettiği ısıyı koruyamaz ve soğuğa karşı tolerans belirgin şekilde düşer. Hipotiroidi hastaları çevrelerindekilerin rahat hissettiği ortam sıcaklıklarında bile üşüme şikayeti yaşayabilirler. Eller ve ayaklar özellikle soğuk olur, bu durum kış aylarında daha da belirginleşir.

Enerji üretimindeki yavaşlama, günlük aktiviteler için gerekli motivasyonun ve fiziksel kapasitenin azalmasına yol açar. Sabahları yataktan kalkmak zorlaşır, gün içinde sürekli bir yorgunluk ve bitkinlik hali hakim olur. Bu yorgunluk dinlenmekle geçmez, uyku süresi uzasa bile dinlenilmiş hissedilmez. Çoğu hasta bu durumu yaşlanmanın normal bir parçası olarak yorumlayarak uzun süre doktora başvurmaz, oysa ki tedavi edilebilir bir sorundur. Metabolik yavaşlama aynı zamanda karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasını da etkiler, bu nedenle kilo alımı kolaylaşırken kilo verme oldukça zorlaşır.

Kardiyovasküler Sistem Üzerindeki Etkiler

Kalp ve damar sistemi, tiroid hormonlarına son derece duyarlıdır. Hipotiroidizmde kalp atım hızı dakikada altmışın altına düşebilir, bu durum bradikardi olarak adlandırılır. Kalp kasının kasılma gücü azalır, pompalanan kan miktarı her atımda ve dakikada toplamda düşer. Bu durum başlangıçta belirti vermeyebilir, ancak ilerlediğinde nefes darlığı, özellikle merdiven çıkarken veya hafif efor sarf ederken ortaya çıkar.

Kolesterol metabolizması derinden etkilenir. Tiroid hormonları karaciğerde düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterolün yani kötü kolesterolün reseptörlerini düzenler. Hormon eksikliğinde bu reseptörler azalır, kolesterol kandan temizlenemez ve kanda birikir. Total kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserid düzeyleri yükselir. Bu durum uzun vadede damar sertliği, koroner arter hastalığı ve kalp krizi riskini artırır. Hipotiroidi tedavi edildiğinde kolesterol düzeyleri genellikle normale döner, bu nedenle ailesel olmayan, nedeni açıklanamayan yüksek kolesterolde tiroid fonksiyonları mutlaka değerlendirilmelidir.

Kalp kasındaki sıvı birikimi, kalp zarında perikardiyal efüzyon oluşumuna yol açabilir. Nadiren de olsa ciddi ve uzun süreli tedavi edilmeyen hipotiroidizmde kalp yetmezliği gelişebilir. Tansiyon düzenlemesi de bozulur, özellikle diyastolik kan basıncı yani küçük tansiyon yükseliş gösterebilir. Bu değişikliklerin tümü, tiroid hormon replasman tedavisi ile düzeltilebilir niteliktedir.

Sindirim Sistemi ve Metabolik Sonuçlar

Gastrointestinal sistem tiroid hormonlarının yavaşlatıcı etkisinden önemli ölçüde etkilenir. Bağırsak hareketleri azalır, besinlerin sindirim kanalından geçiş süresi uzar. Bu durum kabızlık olarak kendini gösterir ve hastalar haftalarca düzenli tuvalet alışkanlıklarını kaybedebilirler. Lifli gıdaların artırılması ve sıvı alımına dikkat edilmesi bile yeterli olmayabilir, çünkü temel sorun bağırsak motilitesinin hormon bağımlı yavaşlamasıdır.

Mide asidi salgısı azalabilir, bu durum besinlerin özellikle proteinlerin sindirimini güçleştirir. B12 vitamini ve demir emilimi bozulabilir, bu nedenle hipotiroidi hastalarında anemi daha sık görülür. Karaciğer fonksiyonları yavaşlar, ilaçların ve toksinlerin metabolize edilme hızı düşer. Pankreas fonksiyonları da etkilenebilir, insülin ihtiyacında değişiklikler ortaya çıkabilir. Diyabet hastalarında hipotiroidizm tanısı konulduğunda kan şekeri düzenlemesi genellikle gözden geçirilmelidir.

Kilo alımı, hipotiroidinin en sık şikayet edilen bulgularından biridir. Ancak bu durum sadece yağ dokusu artışı ile açıklanamaz. Metabolik yavaşlama nedeniyle günlük kalori ihtiyacı düşer, aynı besin miktarı daha önce kilo aldırmazken şimdi aldırmaya başlar. Ayrıca vücutta sıvı birikimi ödem oluşumuna yol açar, bu da kilo artışına katkıda bulunur. Yüzde, el ve ayaklarda şişlik tipik olarak gözlemlenir. Tedavi başlandıktan sonra kilo verme başlangıçta ödemin atılmasıyla hızlı olabilir, ancak metabolizmanın tam olarak düzelmesi haftalar hatta aylar alabilir.

Nörolojik ve Psikiyatrik Bulgular

Tiroid hormonları merkezi sinir sistemi gelişimi ve fonksiyonu için kritik öneme sahiptir. Hipotiroidizmde bilişsel işlevler yavaşlar, konsantrasyon güçlüğü ortaya çıkar. Hasta okuduğunu anlamakta zorlanabilir, basit işlemleri bile yapmak için normalden daha uzun süre düşünme ihtiyacı duyar. Hafıza özellikle kısa süreli hafıza olumsuz etkilenir, günlük olayları hatırlamakta güçlük çekilebilir. Bu durum demans korkusuna yol açabilir, ancak tiroid hormonu replasmanı ile genellikle tamamen düzelir.

Duygudurum değişiklikleri belirgin ve çeşitlidir. Depresyon, hipotiroidizmle en sık birlikte görülen psikiyatrik durumdur. Ancak bu depresyon tipik majör depresyondan farklılık gösterebilir. Motivasyon kaybı, ilgi azalması, umutsuzluk hissi gibi belirtiler vardır ancak intihar düşüncesi daha az görülür. Antidepresan tedaviye yanıtsızlık, aslında altta yatan tiroid sorununun işareti olabilir. Anksiyete, panik ataklar ve obsesif kompulsif belirtiler de bildirilmiştir. Bazı hastalarda ise duygusal dalgalanmalar, kolay ağlama hali veya irritabilite öne çıkar.

Uyku düzeni bozulur. Hipotiroidi hastaları gündüz aşırı uyku hali yaşarken gece kaliteli uyuyamayabilirler. Horlama ve uyku apnesi riski artar, bu durum geceleri tekrarlayan solunum durmalarına yol açar ve gündüz yorgunluğunu daha da şiddetlendirir. Periferik sinirlerde uyuşma, karıncalanma, özellikle el ve ayaklarda iğne batması hissi ortaya çıkabilir. Karpal tünel sendromu hipotiroidide daha sık görülür, çünkü bilek içindeki dokularda sıvı birikimi sinire baskı yapar. Refleksler yavaşlar, tendon reflekslerinde gevşeme fazı belirgin şekilde uzar, bu durum fizik muayenede önemli bir tanı ipucudur.

Cilt, Saç ve Tırıklardaki Değişiklikler

Tiroid hormonları epidermisin yenilenme hızını, ter ve sebum bezlerinin aktivitesini, kıl foliküllerinin döngüsünü düzenler. Hipotiroidizmde cilt kurur, soğuk ve pürüzlü bir dokuya sahip olur. Terleme azalır, bu durum cildin doğal nemlendirme mekanizmasını bozar. Yüz ifadesi değişir, göz kapakları şişer, yüz hatları sertleşir, bu durum myxedema olarak adlandırılan mukozal birikimin bir parçasıdır. Myxedema ciddi ve uzun süreli hipotiroidide deri altında hyaluronik asit birikimiyle oluşur, bu madde su tutar ve dokularda şişlik yapar.

Saçlar cansızlaşır, mat bir görünüm alır, kolay kırılır ve dökülür. Saç dökülmesi sadece başta değil, kaşların dış üçte birinde de görülebilir, bu durum tipik bir klinik bulgudur. Saç yeniden uzaması yavaşlar, kepek artabilir. Tırıklar kırılganlaşır, üzerinde enine çizgiler oluşur, büyüme hızları yavaşlar. Bu değişiklikler kozmetik açıdan rahatsız edici olabilir ve hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Tiroid tedavisi başlandıktan sonra cilt ve saç değişiklikleri genellikle ilk düzelen bulgular arasındadır, ancak tam iyileşme saç döngüsünün uzunluğu nedeniyle aylar alabilir.

Kas-İskelet Sistemi ve Hareket Yeteneği

Kaslar tiroid hormonlarına duyarlı dokulardır. Hipotiroidizmde kas kütlesi azalır, kaslar yumuşak ve gevşek bir dokuya sahip olur. Kas ağrıları yaygındır, özellikle omuz ve kalça çevresindeki kaslarda ağrı şikayetleri sıktır. Kramplar, özellikle gece yarısı bacak krampları hastayı uyandırabilir. Kas gücü azalır, merdiven çıkmak, sandalyeden kalkmak gibi günlük aktiviteler zorlaşır. Serum kreatin kinaz düzeyi yükselebilir, bu durum kas hastalığı sanılabilir, ancak tiroid tedavisi ile normale döner.

Kemik metabolizması da yavaşlar. Kemik yapımı ve yıkımı dengede olduğu için kitle kaybı hemen belirgin olmayabilir, ancak kemik dönüşüm hızı düşer. Uzun süreli hipotiroidizmde kemik mineral yoğunluğunda değişiklikler görülebilir. Eklem sıvısı artabilir, eklem hareketlerinde sertlik olur. Gut atağı riski artabilir, çünkü ürik asit atılımı yavaşlar. Spor aktiviteleri ve fiziksel egzersiz kapasitesi belirgin şekilde kısıtlanır, bu durum hastanın sosyal yaşamını ve psikolojisini olumsuz etkiler.

Üreme Sistemi ve Hormonal Dengeler

Tiroid hormonları overler, testisler ve hipofiz bezinin üreme hormonları üretimini düzenler. Kadınlarda adet düzensizlikleri çok sıktır. Adet kanaması miktarı artabilir, süre uzayabilir veya adetler arası kanamalar görülebilir. Bazı hastalarda ise adetler tamamen kesilebilir, bu durum amenore olarak adlandırılır. Ovulasyon düzensizliği veya anovulasyon nedeniyle gebe kalma güçlüğü yaşanabilir. Gebe kalınsa bile düşük riski artar, özellikle ilk üç ayda. Gebelikte kontrolsüz hipotiroidizm, beynin gelişimini etkileyebilir ve çocukta zihinsel gerilik riskini artırabilir.

Erkeklerde libido azalması, erektil disfonksiyon ve sperm kalitesinde bozulma bildirilmiştir. Hipofizden salınan prolaktin hormonu artabilir, bu durum hem kadınlarda hem erkeklerde cinsel isteksizlik ve galaktore yani meme başından süt gelmesine yol açabilir. Menopoz dönemindeki kadınlarda hipotiroidizm belirtileri menopoz belirtileriyle karışabilir, bu nedenle bu yaş grubunda tiroid fonksiyon testleri rutin olarak değerlendirilmelidir.

Tanı Yöntemleri ve Laboratuvar Bulguları

Hipotiroidizm tanısı klinik şüphe üzerine kan testleriyle doğrulanır. Tiroid stimulan hormon yani TSH, en duyarlı tarama testidir. Hipotiroidizmde hipofiz bezi daha fazla TSH salgılar, bu nedenle TSH yüksek çıkar. Serbest T4 düzeyi düşüktür, bu durum primer hipotiroidizmi doğrular. Otoimmün Hashimoto tiroiditinde anti-tiroid peroksidaz antikorları ve anti-tiroglobulin antikorları pozitiftir. Bu antikor testleri tanıyı kesinleştirir ve hastalığın otoimmün niteliğini gösterir.

Tiroid ultrasonografisi, bezin boyutunu, yapısını ve nodül varlığını değerlendirir. Hashimoto tiroiditinde tiroid dokusu heterojen görünümlüdür, yani düzgün yapı yerine düzensiz, çeşitli ekojenitelere sahip bir görünüm vardır. İnce iğne aspirasyon biyopsisi, nodüllerin değerlendirilmesinde kullanılır. Kolesterol paneli, karaciğer fonksiyon testleri, tam kan sayımı ve elektrolitler tam bir değerlendirme için istenebilir. Kalp etkilenmesi şüphesinde elektrokardiyografi ve ekokardiyografi yapılabilir.

Tedavi Yaklaşımı ve İzlem

Hipotiroidizmin tedavisi sentetik tiroksin hormonu olan levotiroksin ile yapılır. Bu ilaç ağızdan alınır, bağırsaktan emilir ve vücutta T3 hormonuna dönüştürülerek kullanılır. Tedavi dozu yaş, kilo, eşlik eden hastalıklar ve gebelik durumuna göre kişiselleştirilir. Genellikle düşük dozla başlanır, özellikle yaşlı hastalarda ve kalp hastalarında bu yaklaşım daha da önemlidir. Doz yavaş yavaş artırılır, hedef TSH düzeyi normal aralığın orta düzeyleridir.

İlaç sabah aç karnına, kahvaltıdan en az otuz dakika önce alınmalıdır. Kalsiyum, demir, magnezyum içeren takviyeler ve bazı mide koruyucular emilimi bozabileceğinden bunlarla arada en az dört saat olmalıdır. Kahve ve soya ürünleri de emilimi azaltabilir. Tedavi başlandıktan sonra ilk kontrol altı ila sekiz hafta sonra yapılır, TSH ve serbest T4 düzeyleri değerlendirilir. Doz ayarlaması gerekebilir. Stabil hale geldikten sonra yılda bir veya iki kez kontrol yeterlidir.

Gebe kalma planlayan veya gebe kalan hastalarda doz ayarlaması kritik öneme sahiptir. Gebelikte tiroid hormonu ihtiyacı artar, genellikle doz yüzde 25-30 oranında yükseltilir. Her dört haftada bir TSH kontrolü önerilir. Doğum sonrası doz genellikle gebelik öncesi düzeyine geri çekilir. Yaşam boyu tedavi gerekebilir, özellikle otoimmün nedenlerde ve cerrahi sonrası durumlarda tiroid hormonu replasmanı süreklidir. Ancak geçici hipotiroidilerde, örneğin viral tiroidit sonrasında veya bazı ilaçların kesilmesiyle düzelme mümkündür.

Hipotiroidi tanısı alan hastaların beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeleri önerilir. İyot yetersizliği olan bölgelerde iyotlu tuz kullanımı önemlidir, ancak Hashimoto tiroiditinde aşırı iyot alımı hastalığı kötüleştirebilir, bu nedenle denge önemlidir. Lifli gıdalar kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Düzenli fiziksel aktivite, metabolizmayı destekler ve kilo kontrolüne katkıda bulunur. Ancak aşırı yorucu egzersizler başlangıçta tolere edilemeyebilir, ilerledikçe aktivite düzeyi artırılabilir.

Stres yönetimi otoimmün hastalıkların seyrini etkileyebilir. Yeterli ve düzenli uyku, gevşeme teknikleri ve gerektiğinde profesyonel destek alınması önerilir. Diğer otoimmün hastalıkların varlığı açısından da değerlendirme yapılmalıdır, çünkü Hashimoto tiroiditi tip bir diyabet, Addison hastalığı, k vitiligo gibi diğer otoimmün durumlarla birlikte görülebilir. Yıllık sağlık kontrolleri, kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve gerekirse ek tedaviler uzun vadeli sağlığın korunması için önemlidir.

Asemptomatik veya hafif semptomlu hastalarda bile tedavi edilmeyen hipotiroidizm ciddi sonuçlara yol açabilir. Miyksödem koması, hipotiroidizmin en ciddi ve nadiren görülen komplikasyonudur. Soğuk algınlığı, enfeksiyon, travma, sedatif ilaçlar veya tedavinin ani kesilmesi tetikleyici olabilir. Bilinç bulanıklığı, vücut ısısının ciddi düşüşü, solunum yavaşlaması, düşük tansiyon ve şoka ilerleyebilir. Bu durum tıbbi acildir ve yoğun bakım tedavisi gerektirir. Düzenli tedavi ve izlemle bu tür ciddi komplikasyonlar tamamen önlenebilir.

Sağlığınız için ilk adımı atın. Aşağıdaki formu doldurarak randevu talebinde bulunabilirsiniz.







    https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

    Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir