Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogMide HastalıklarıBesin alerjisi reflü yapar mı?

Besin alerjisi reflü yapar mı?

Fibromiyaljide ozon tedavisi fayda sağlar mı?

Besin Alerjisi Reflü Yapar mı?

Mide içeriğinin yemek borusuna ve bazen ağza geri kaçması durumunu reflü olarak tanımlıyoruz. Bu rahatsızlık pek çok kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyen, yemek yeme keyfini kaçıran, gece uykularını bölen bir sorun. Kalp hastalığı sanılarak acile başvuran hastaların önemli bir bölümünde aslında şiddetli reflü atakları yatıyor. Mide asidinin yemek borusuna yükselmesi göğüs kafesinde yanma, ağızda ekşi tad, geğirti, bulantı gibi belirtilere yol açıyor. Kimi zaman ses kısıklığı, kronik öksürük veya diş minesinde aşınma gibi beklenmedik şikayetlerle de kendini belli edebiliyor.

Reflünün arkasında yatan mekanizmalar oldukça çeşitli. Mide ile yemek borusu arasındaki kapakçık kasının gevşemesi, mide basıncının artması, yemek borusunun hareket yeteneğinin bozulması başlıca fizyolojik nedenler arasında sayılabilir. Bunların yanı sıra hamilelik, obezite, bazı ilaçların uzun süreli kullanımı ve elbette beslenme alışkanlıkları da rol oynuyor. Yağlı yemekler, çikolata, kahve, nane, gazlı içecekler gibi bazı gıdalar mide asidini artırıyor veya kapakçık fonksiyonunu bozuyor. Ancak tüm bu bilinen tetikleyicilere rağmen bazı hastalarda reflü belirtileri hiç dinmiyor, ilaçlara yanıt vermiyor, diyet değişiklikleri işe yaramıyor. İşte bu noktada besin alerjileri veya gıda intoleransları şüpheli duruma geliyor.

Gıda İntoleransı ile Besin Alerjisi Arasındaki Fark Nedir ?

Bu iki kavram sıklıkla birbirine karıştırılıyor olsa da temelde farklı biyolojik süreçlere işaret ediyor. Besin alerjisi, bağışıklık sisteminin belirli bir gıda proteinine abartılı ve hatalı bir yanıt vermesi durumu. IgE antikorları devreye giriyor, histamin gibi maddeler salınıyor ve dakikalar içinde kurdeşen, yüzde şişme, nefes darlığı hatta anafilaksi gibi ciddi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Fındık, yer fıstığı, deniz ürünleri gibi gıdalarla ilgili ani ve şiddetli reaksiyonlar bu kategoriye giriyor.

Gıda intoleransı ise bağışıklık sistemi dışındaki mekanizmalarla ortaya çıkıyor. Laktoz intoleransında olduğu gibi bir enzim eksikliği söz konusu olabiliyor, vücut süt şekerini parçalayamıyor ve şişkinlik, ishal, gaz problemleri yaşanıyor. Gluten duyarlılığı, histamin intoleransı, FODMAP‘lerin fermente olması gibi durumlar da bu grupta değerlendiriliyor. Belirtiler genellikle daha yavaş gelişiyor, saatler hatta günler sonra kendini belli edebiliyor. Bu gecikme, sorunun kaynağının tespitini oldukça zorlaştırıyor. İnsan yediği on farklı şey arasında hangisinin kendini rahatsız ettiğini çıkaramıyor, doktordan doktora dolaşıyor, çözüm bulamıyor.

Besin alerjisi reflü yapar mı?
Besin alerjisi reflü yapar mı?

Besin Alerjileri Reflüyü Nasıl Tetikliyor ?

Gıda kaynaklı reaksiyonların reflü ile bağlantısı birden fazla yoldan gerçekleşebiliyor. Öncelikle alerjen bir gıda tüketildiğinde yemek borusu ve mide çevresindeki dokularda iltihabi bir yanıt oluşabiliyor. Bu iltihap, mide kapakçığının normal çalışmasını bozuyor, gevşemesine ve mide içeriğinin geri kaçmasına zemin hazırlıyor. Özellikle eozinofilik özofajit denilen durumda yemek borusu duvarında alerji hücreleri birikiyor, doku kalınlaşıyor, daralmalar meydana gelebiliyor. Bu hastalar yutma güçlüğü, yemek takılması hissi ve şiddetli reflü şikayetleriyle başvuruyor.

Bir diğer önemli mekanizma mide boşalım hızının değişmesi. Bazı gıda intoleransları mideyi yavaşlatıyor, yiyecekler normalden uzun süre midede kalıyor. Bu durum mide basıncını artırıyor ve kapakçık üzerindeki yükü çoğaltıyor. Aynı zamanda midede uzun süre kalan gıdalar daha fazla asit salgılanmasına neden oluyor. Süt ürünlerine duyarlılığı olan bir kişinin yoğurt yedikten saatler sonra şişkinlik ve reflü yaşamasının altında yatan süreçlerden biri bu olabilir.

Üçüncü ve daha az bilinen bir yol da sinir sistemi üzerinden etki. Gıda reaksiyonları vagus sinirini uyarabiliyor, bu sinir mide hareketlerini ve asit salgısını düzenliyor. Sinir sistemindeki bu dalgalanmalar fonksiyonel dispepsi dediğimiz sindirim bozukluklarına ve buna eşlik eden reflü benzeri şikayetlere yol açabiliyor. Yani sorun sadece midede değil, beyin ile mide arasındaki iletişimde de yaşanabiliyor.

Hangi Gıdalar Şüpheli Durumda ?

Reflü ile ilişkili besin alerjileri kişiden kişiye değişiyor, ancak bazı gıdalar daha sık suçlu çıkıyor. Süt ve süt ürünleri bu konuda başı çekiyor. İnek sütü proteinlerine karşı gelişen duyarlılık, özellikle çocuklarda reflü benzeri şikayetlere neden olabiliyor. Yetişkinlerde de laktoz intoleransı şişkinlik ve mide rahatsızlığı ile birlikte reflüyü alevlendirebiliyor. Yumurta, buğday ve gluten içeren tahıllar, soya fasulyesi de sık görülen tetikleyiciler arasında. Gluten duyarlılığı olan kişilerde çölyak hastalığı olmasa bile non-seliyak gluten hassasiyeti reflü, karın ağrısı, kabızlık-ishal döngüsü gibi şikayetlere neden olabiliyor.

Gece yatmadan önce tüketilen meyveler, özellikle turunçgiller ve domates gibi asitli gıdalar bazı kişilerde yemek borusunda direkt tahriş oluşturabiliyor. Bu durum alerji değil, doğrudan kimyasal irritasyon olarak değerlendiriliyor, ancak sonuçta aynı rahatsızlık hissi yaşanıyor. Çikolat, kahve, nane, yağlı yiyecekler bilinen reflü tetikleyicileri olsa da, bunlara karşı gerçek bir alerji olup olmadığını ayırt etmek önem taşıyor. Gerçek alerji durumunda kişi çok küçük miktarlarda bile şikayet yaşarken, genel reflü tetikleyicilerinde porsiyon büyüklüğü ve tüketim zamanı daha belirleyici oluyor.

Tanıyı Zorlaştıran Durumlar Neler?

Besin alerjisi kaynaklı reflünün en büyük zorluğu tanı koyma aşamasında karşımıza çıkıyor. Standart reflü tedavilerine proton pompa inhibitörleri, H2 reseptör blokerleri, antasitler gibi ilaçlar kullanılıyor. Bu ilaçlar mide asidini baskılıyor, kapakçık baskısını azaltıyor, çoğu hastada belirgin rahatlama sağlıyor. Ancak alerji kaynaklı reflüde asit baskılanması yetmiyor çünkü temel sorun asit fazlalığı değil, gıdaya verilen iltihabi yanıt. Hasta aylarca, yıllarca ilaç kullanıyor, dozları artırıyor, farklı markalar deniyor, hiçbiri kalıcı çözüm getirmiyor.

Endoskopi yapılıyor, mide ve yemek borusu inceleniyor, bazen hafif gastrit veya özofajit bulguları görülüyor, bazen de her şey normal çıkıyor. Bu durum fonksiyonel reflü veya hassas yemek borusu sendromu olarak adlandırılıyor, oysa aslında görünmeyen bir gıda reaksiyonu söz konusu olabiliyor. Gıda günlüğü tutulmadan, eleme diyeti uygulanmadan, gerekirse deri prik testi veya spesifik IgE testleri yapılmadan tanı gözden kaçabiliyor. Hasta psikolojik olduğu düşünülerek antidepresan verilebiliyor, anksiyete bozukluğu tanısı konabiliyor. Oysa sorun tamamen fizyolojik, sadece doğru yerde aranmamış.

Klinikte Karşılaşılan Tipik Örnekler

Kırk beş yaşında bir bayan hasta, on yılı aşkın süredir şiddetli reflü şikayetleri yaşıyor. Her gece yastığını yükseltmek zorunda kalıyor, yatarken sol tarafına dönüyor, akşam yemeklerini erken saatte bitiriyor, tüm bilinen önlemleri alıyor. Üç farklı gastroenteroloji uzmanı görmüş, iki kez endoskopi olmuş, ilaçlar ardı ardına değişmiş, hiçbiri uzun vadede işe yaramamış. Sonunda yapılan detaylı gıda öyküsünde her sabah kahvaltıda peynir ve yoğurt tükettiği, öğle yemeğinde ayran içtiği ortaya çıkıyor. Süt ürünlerini tamamen çıkardığında iki hafta içinde belirtilerinin büyük ölçüde azaldığını fark ediyor. Tekrar denediğinde şikayetler geri geliyor. On yıllık bir sorun, basit bir besin elemesiyle kontrol altına alınıyor.

Başka bir örnekte otuz iki yaşında bir erkek hasta, spora başladıktan sonra protein tozu kullanmaya başlıyor. Birkaç ay içinde gece reflüleri artıyor, sabahları mide bulantısı yaşıyor. Protein tozunun içeriğindeki süt proteinlerine veya ilave edilen tatlandırıcılara karşı gelişen duyarlılık, spor yapmasının getirdiği karın içi basınç artışıyla birleşiyor ve beklenmedik bir reflü tablosu ortaya çıkıyor. Protein tozunu değiştirdiğinde veya tamamen bıraktığında şikayetler düzeliyor. Bu tür örnekler, modern beslenme alışkanlıklarının ve takviye ürünlerin yaygınlaşmasıyla giderek daha sık karşımıza çıkıyor.

Evde Yapılabilecek Gözlemler

Şüphelenen kişiler kendi başlarına bazı basit adımlar atabilir. En etkili yöntemlerden biri detaylı gıda-semptom günlüğü tutmak. Yenilen her şeyin not edildiği, şikayetlerin şiddetinin ve zamanının kaydedildiği bir günlük, desenleri ortaya çıkarabiliyor. Örneğin her pazartesi şikayetlerin arttığını fark eden bir kişi, hafta sonu yapılan özel bir yemeğin veya dışarıda yenilen bir tatlın etkisini gözden kaçırabiliyor. Günlük tutmak bu tür gizli bağlantıları açığa çıkarıyor.

Eleme diyeti daha ileri bir adım. Şüpheli gıdalar belirli bir süre tamamen çıkarılıyor, genellikle iki ila dört hafta, ardından tek tek geri ekleniyor. Her ekleme sonrası belirtiler gözleniyor. Bu yöntem zaman alıcı ve disiplin gerektiriyor, ancak doğru uygulandığında oldukça değerli bilgiler veriyor. Kendi kendine yapılan radikal eleme diyetleri uzun süreli olmamalı, çünkü gereksiz yere birçok gıda grubu dışlanarak beslenme yetersizliği riski doğabiliyor. Bu nedenle bir sağlık profesyonelinin gözetiminde yürütülmesi tercih ediliyor.

Özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta, gizli gıda kaynakları. Süt proteinleri sadece süt ve peynirde değil, birçok işlenmiş üründe, ekmekte, çikolatada, hazır çorbalarda bulunabiliyor. Gluten tahılların yanı sıra soslarda, kızartma harçlarında, bazı ilaçların bağlayıcı maddesi olarak kullanılabiliyor. Etiket okuma alışkanlığı geliştirmek, bilinmeyen içerikleri araştırmak bu süreçte hayati önem taşıyor.

Tedavi ve Yaşam Boyu Yönetim

Besin alerjisi veya intoleransı kaynaklı reflüde temel tedavi stratejisi sorunlu gıdadan kaçınmak. Bu kimi zaman hayat boyu süren bir düzenleme, kimi zaman ise geçici bir ara dönem anlamına gelebiliyor. Özellikle bağırsak geçirgenliği artmış, bağırsak florası bozulmuş kişilerde gıda duyarlılıkları geçici olabiliyor. Bağırsak bariyeri iyileştikten, mikrobiyota düzeldikten sonra daha önce sorun çıkaran gıdalar tolere edilebiliyor. Bu süreç aylar hatta bir-iki yıl alabiliyor, sabır ve sistematik takip gerektiriyor.

Kaçınılan gıdanın besinsel karşılığının yerine konması önem taşıyor. Süt ürünlerinden uzak duran birinin kalsiyum ve D vitamini ihtiyacını karşılaması, gluten diyeti uygulayanın B vitamini ve lif alımını düzenlemesi gerekiyor. Alternatif gıdalar veya gerekirse takviyeler bu açığı kapatıyor. Beslenme uzmanı desteği bu geçiş döneminde büyük kolaylık sağlıyor, hem yeterli ve dengeli beslenmeyi sürdürmek hem de yeni tarifler, yeni alışkanlıklar geliştirmek için rehberlik ediyor.

Reflü şikayetleri gıda elemesiyle düzelmeye başladığında, daha önce kullanılan mide asidi baskılayıcı ilaçların dozu kademeli olarak azaltılabiliyor. Ani bırakma rebound asit artışına neden olabiliyor, bu yüzden yavaş ve kontrollü bir geçiş tercih ediliyor. Bazı hastalarda bağırsak sağlığını destekleyen probiyotikler, sindirimi kolaylaştıran enzim takviyeleri de eklenerek toparlanma hızlandırılabiliyor. Her bireyin yanıtı farklı olduğu için kişiselleştirilmiş bir yaklaşım benimseniyor.

Ne Zaman Profesyonel Yardım Alınmalı ?

Reflü şikayetleri haftada birkaç günden fazla tekrarlıyorsa, gece uykusunu bölüyorsa, kilo kaybına, yutma güçlüğüne, kanlı kusmaya veya siyah dışkıya neden oluyorsa mutlaka bir hekime başvurmak gerekiyor. Bunlar acil değerlendirme gerektiren alarm belirtileri. Bunların dışında, standart reflü önlemlerine ve ilaçlarına rağmen şikayetler düzelmiyorsa, gıda alerjisi veya intoleransı düşünülmeli. Özellikle çocukluk çağında başlayan, ailede alerji öyküsü olan, eşlik eden deri döküntüleri, astım veya alerjik nezlesi olan kişilerde bu olasılık daha yüksek.

Detaylı bir klinik değerlendirme, hekimin hasta öyküsünü dikkatlice dinlemesi, fizik muayene ve gerekli görülen tetkiklerle süreç şekilleniyor. Gıda günlüğü analizi, spesifik testler, gerektiğinde endoskopi ve biyopsi tanıya yön veriyor. Amacımız sadece reflüyü baskılamak değil, nedenini bulup ortadan kaldırmak. Böylece hastalar yıllarca ilaç bağımlısı olmaktan kurtuluyor, yaşam kaliteleri gerçek anlamda yükseliyor.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir