Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogEnfeksiyonel HastalıklarHPV ne kadar sürede geçer?

HPV ne kadar sürede geçer?

Medicinal 2 HPV ne kadar sürede geçer?

HPV ne kadar sürede geçer?

HPV’nin Yapısı ve İyileşme Süreci

HPV ile tanışan her hasta kliniğime geldiğinde aynı soruyu soruyor. Bu ne kadar sürede düzelir. Cevabım her zaman net oluyor. Bu süre sizin bağışıklığınızın gücüne, sofranızdaki yiyeceklere ve geceleri kaç saat derin uyku aldığınıza bağlı olarak değişir. Virüsün kendisi zaten hücre içinde yaşayan bir tür gizli hayat sürdürüyor. Dışarıdan baktığınızda siğiller kaybolmuş olabilir, cildiniz pürüzsüz görünebilir. Ancak bu virüs bir kiralık evdeki gibi kendine saklanacak bir hücre bulmuşsa, siz zayıf düştüğünüzde kapıyı çalıp yeniden ortaya çıkar.

Kliniğimde gördüğüm en yaygın yanılgı şu. Hasta siğillerin kuruyup döküldüğünü görünce tedavinin bittiğini sanıyor. Oysa bu sadece görünen yüz. HPV’nin biyolojisi tam olarak böyle işliyor. Cinsel yolla veya hijyenik olmayan ortamlardan bulaşan bu virüs, vücudunuzun savunma hattını aştığında hücrelerin içine yerleşiyor. Orada sessizce bekliyor. Siz stresli bir döneme girip gece uykularınızı kısaltırsanız, fast food ağırlıklı beslenmeye başlarsanız, virüs bu fırsatı değerlendiriyor. Birkaç ay önce her şey yolundaymış gibi görünürken, yeni siğiller belirebiliyor.

Bu nedenle iyileşme sürecini anlamak için virüsün davranışını kavramak şart. HPV tedavisi bir maraton. İlaçlar, yakma işlemleri veya bizim kliniğimizde uyguladığımız biorezonans yöntemleri görünen lezyonları ortadan kaldırabilir. Ancak virüsün hücre içindeki gizli varlığına müdahale etmek için vücudunuzun kendi savunma mekanizmalarını harekete geçirmek gerekir. İşte bu noktada sofranızdaki renkli sebzeler, düzenli yürüyüşleriniz ve gece yarısından önce başladığınız uyku en güvenilir ortaklarınız haline geliyor.

HPV ne kadar sürede geçer?
HPV ne kadar sürede geçer?

Bağışıklığı destekleyen beslenme ve HPV süreci

HPV ile mücadelede sofranız en etkili ilaç dolabınız olabilir. Kliniğime gelen hastalar genellikle “Hangi besinleri daha çok yemeliyim?” diye soruyor. Ben de onlara tek bir süper besin olmadığını, rengarenk bir tabağın asıl gücü olduğunu anlatıyorum. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler, turuncu havuç ve kırmızı pancar gibi doğal renkler içeren gıdalar, vücudunuzun virüsle savaşan hücrelerini besler. Bu sebzeleri çiğ olarak salatalarda tüketmek, pişmiş hallerine göre çok daha fazla enzim ve vitamin almanızı sağlar.

Protein tüketimine dikkat etmek de kritik. Bağışıklık hücrelerinizin çoğu protein yapısında olduğu için, her öğünde avuç içi kadar bir protein kaynağı bulundurmalısınız. Yumurta, mercimek, tahıl grubu baklagiller veya balık gibi seçenekler işinizi görür. Özellikle sabah kahvaltısında protein almayan hastaların öğleden sonra enerji düşüklüğü yaşadığını ve bu durumun bağışıklık sistemini yavaşlattığını gözlemliyorum. Eğer öğle arasında gözleriniz kapanıyorsa, muhtemelen kan şekeriniz hızla dalgalanıyor ve bağışıklık hücreleriniz yeterince destek alamıyor demektir.

Şeker konusunda ise net konuşmalıyım. Beyaz şeker ve rafine unlu ürünler, virüsün en sevdiği ortamı hazırlar. HPV hücre içinde gizlendiği için, şekerli besinlerle yükselen insülin seviyeleri bu hücrelerin savunmasını zayıflatır. Hastalarıma haftada iki-üç kez tatlı hakkı veriyorum ama bunu da meyve veya bal gibi doğal kaynaklardan karşılamalarını öneriyorum. Akşam yemeğinden sonra bir dilim karpuz, bir avuç çilek gibi seçenekler hem tatlı isteğini bastırır hem de C vitamini desteği sunar.

Fermente gıdaları unutmayın. Ev yapımı yoğurt, kefir ve turşu gibi besinler bağırsak floranızı düzenler. Bağırsaklarınız sağlıklı olduğunda, vücudunuzun virüs tanıma ve yok etme kapasitesi artar. Kliniğimde biorezonans öncesinde bağırsak dengesini destekleyen hastaların, tedaviye yanıt verme hızlarının daha iyi olduğunu fark ettim. Günlük bir kase yoğurt veya bir bardak kefir alışkanlığı, uzun vadede çok şey değiştirir.

Son olarak su tüketiminden bahsetmek istiyorum. Birçok hasta günde iki-üç bardak su içtiğini sanıyor ama bardak ölçüsü genellikle küçük kalıyor. Hedefiniz, kilonuzun her 20 kilosu için bir litre su olmalı. Bu, toksinlerin atılması ve hücrelerinizin virüsle savaşırken ihtiyaç duyduğu sıvı desteği için elzemdir. Eğer idrar renginiz koyu sarıysa, vücudunuz susuz demektir ve bağışıklık hücreleriniz yavaşlar.

hpv nedir HPV ne kadar sürede geçer?

Stres yönetimi, uyku düzeni virüs aktivitesi üzerindeki etkisi

HPV ile savaşan bir bağışıklık sistemi, sadece doğru besinleri almakla güçlenmez. Vücudunuzun savunma ordusunun en büyük düşmanlarından biri, farkında olmadan her gün maruz kaldığınız kronik gerginliktir. Sabah trafikte geçen saatler, iş yerindeki baskı, uyumayan çocuklar ya da finansal kaygılar gibi günlük stres kaynakları, kortizol adı verilen hormonun sürekli yüksek seyretmesine yol açar. Bu durum bağışıklık hücrelerinizin HPV’yi tanıma ve yok etme kapasitesini doğrudan kısar. Kliniğime gelen hastalarıma sıklıkla şunu hatırlatırım, sigara içmeseniz de, alkollü içecek tüketmeseniz de, yalnızca gergin ve huzursuz bir yaşam sürüyorsanız virüs için zemin hazırlamış olursunuz.

Uykunuzun kalitesi ise bu denklemin diğer kritik parçasıdır. Gece yarısından önce başlayan ve derin evrelere ulaşan uyku, bağışıklık hafızasının oluştuğu zamandır. Vücudunuz bu saatlerde HPV gibi düşmanları tanıyan özel hücreleri üretir. Eğer gece geç saatlere kadar ekran başındaysanız ya da bölük pörçük uyuyorsanız, bu eğitim süreci yarım kalır. Yatağa girdiğinizde en fazla yarım saat içinde uykuya dalabiliyor musunuz? Eğer cevap hayırsa, bağışıklık sisteminiz gece nöbet tutan bir bekçi gibi yorgun düşüyor demektir.

Çevresel toksinler de HPV’nin gizli kaldığı hücre ortamını bozar. Kullandığınız temizlik ürünlerindeki agresif kimyasallar, plastik kaplardan sızan maddeler ya da hava kirliliği, vücudunuzun virüsle savaşacak enerjisini toksinleri arındırmaya harcamasına neden olur. Evinizde basit bir değişiklik öneririm. Sabahları odanızı havalandırmak, akşamları ise sentetik kokulu mumlar yerine doğal balmumu kullanmak. Bu küçük adımlar, karaciğerinizin yükünü hafifletir ve bağışıklık hücrelerinizin HPV’ye odaklanmasını sağlar.

Biorezonans tedavisi sonrası uzun dönem takip ve yaşam tarzı sürekliliğinin önemi

Biorezonans seanslarınız tamamlandığında siğillerinizin kaybolması ilk zaferinizdir ama asıl mesele bundan sonra başlar. Kliniğime gelen hastaların bir kısmı bu noktada gevşeyip eski alışkanlıklarına döner ve üç-dört ay sonra tekrar karşılaşırız. Virüs sessizce bekler, siz uykusuz gecelere, düzensiz öğünlere veya yoğun iş temposuna geri döndüğünüzde kapıyı yeniden çalar.

Uzun dönem takibi bir ceza gibi değil, bir yatırım gibi düşünün. Ben hastalarıma tedavi bitiminden sonra altı aylık periyotlarla kontrol programı öneriyorum. Bu süreçte kan parametrelerinize bakıyoruz, C vitamini ve D vitamini depolarınızı inceliyoruz, barsak floranızın durumunu değerlendiriyoruz. Çünkü HPV’nin tekrar ortaya çıkışı genellikle bir alarm zili gibidir, vücudunuzun başka bir yerde zaten yorgun düştüğünün işaretidir.

Süreklilik dediğim şey kahvaltıda bir avuç ceviz yemek değil, her gün kahvaltınıza ceviz eklemektir. Akşam yemeğinden sonra yirmi dakikalık yürüyüşü bir hafta değil, mevsimler boyunca sürdürmektir. Hastalarımdan Ayşe Hanım’ı hatırlıyorum, tedavisi bittikten sonra market alışverişlerinde etiket okumaya başlamış, üç yıldır nüks yaşamıyor. Bir başka hastam ise seansları bitirir bitirmez iş yoğunluğu bahanesiyle gece atıştırmalarına geri dönmüştü, altı ay sonra yeniden klinikteydi.

Biorezonans vücudunuzun frekans dengesini yeniden ayarlar ama bu dengeyi korumak sizin ellerinizdedir. Tedavi sonrası dönemi bir maratonun son kilometreleri gibi görün, bitiş çizgisine yaklaştınız ama son anda yavaşlamak pahalıya mal olur.

Siğillerin Kaybolması Bitiş Değil, Dönüm Noktasıdır

Kliniğimde yıllardır şunu görüyorum. Sabırlı olan hasta ile tedaviyi aceleye getirmeye çalışan hasta arasında büyük fark var. Beslenmesini düzenleyen, uyku saatlerine dikkat eden, iş stresini azaltmak için adım atan kişilerde biorezonans seansları çok daha verimli işliyor. Bu değişiklikleri tedavinin dışında bir şey gibi görenler ise genellikle aynı kapıdan iki kez içeri giriyor.

Size bir örnek vereyim. Geçen yıl kliniğime gelen bir hastam vardı. Siğilleri kaybolmuştu, test sonuçları da temiz çıkmıştı. Ama o süreçte kendine yeni bir rutin edinmişti. Her sabah bir avuç ceviz ve birkaç dilim kırmızı biber yiyordu. Akşamları ekran karşısında değil, kitap okuyarak uyumaya hazırlanıyordu. İş yerindeki toksik ortamı değiştirmek için pozisyonunu değiştirmişti. Bu kadar basit gibi görünen adımlar, onun bağışıklık sistemini siğiller kaybolsa bile ayakta tuttu. Üç yıldır kontrole gelmiyor, arada telefonla sesini duyuyorum.

HPV ile savaşta en güçlü silahınız kendi vücudunuzun direncini inşa etmektir. Siğilleriniz yok oldu diye düşmanın tamamen çekildiğini sanmayın. Virüs hücre içinde bekliyor, siz zayıf düşene kadar sessizce. Bu yüzden tedavi sonrası dönemdeki alışkanlıklarınız, tedavinin kendisinden daha değerli olabilir. Düzenli kontrollerinizi aksatmayın, vücudunuzu dinlemeyi ihmal etmeyin.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir