Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogSağlıklı YaşamSabah Yorgun Uyanmanın Nedeni Uyku Apnesi Olabilir mi?

Sabah Yorgun Uyanmanın Nedeni Uyku Apnesi Olabilir mi?

sabah yorgun uyanmak Sabah Yorgun Uyanmanın Nedeni Uyku Apnesi Olabilir mi?

Sabah yorgun uyanmak sadece yetersiz uykuya bağlı sanılabilir ancak altında uyku apnesi yatabilir. Nefes duraksamaları derin uykuyu bölerek vücudun dinlenmesini engeller. Bu gizli rahatsızlık yıllarca fark edilmeden sürebilir ve günlük yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür.

Uyku Apnesinin Tanımı ve Oluşum Mekanizması

Uyku apnesi, kişi uyurken üst hava yolunun geçici olarak tıkanması ya da daralması sonucu nefes akımının azalması veya tamamen durması olarak tanımlanır. Bu durum genellikle on saniye ile bir dakika arasında değişen sürelerde tekrarlanır ve gece boyunca onlarca hatta yüzlerce kez ortaya çıkabilir. Her nefes duraklaması, beyin oksijen azalmasını algılayarak uykudan uyandırma refleksi gösterir. Kişi bu uyanmaların çoğunu hatırlamaz, ancak vücut gece boyunca sürekli alarm durumunda kaldığı için gerçek dinlenme sağlanamaz.

Oluşum mekanizması üç temel unsura dayanır. İlki, üst hava yolunu oluşturan dokuların gevşemesidir. Uykuya geçişte kas tonusu doğal olarak azalır. Bireyde fazla yumuşak damak, büyük bademcikler veya kalın bir dil tabanı varsa, bu yapılar yatmakla birlikte yerçekiminin etkisiyle hava yolunu daraltır. İkinci unsur, hava yolunu çevreleyen kasların uyku sırasında yeterince gerginliği koruyamamasıdır. Normalde solunum sırasında bu kaslar hava yolunu açık tutar, ancak bazı kişilerde bu fonksiyon bozulur. Üçüncü ve kritik unsur ise merkezi sinir sisteminin solunumu düzenleme yeteneğindeki geçici aksamalardır.

Somut bir örnek düşünelim. Sırtüstü yatan birinde, dil kökü ve yumuşak damak doğal olarak arkaya doğar. Hava yolu daraldığında nefes almak için daha fazla çaba harcanır, ancak bu çaba daralmayı daha da kötüleştirebilir. Sonuçta nefes tamamen kesilir, oksijen düşer, karbondioksit yükselir. Beyin bu tehlikeyi fark eder ve uykuyu bölerek kısa bir uyanma yaratır. Kas tonusu anlık olarak artar, hava yolu açılır, nefes normale döner. Kişi bunu hissetmeden tekrar uykuya dalar ve döngü yeniden başlar. Sabah kalktığında sekiz saat uyuduğunu sanır, oysa vücudu hiçbir zaman derin uyku evrelerine tam olarak girememiştir.

Bu mekanizma özellikle derin uyku ve REM evrelerinde daha belirgindir. Derin uyku sırasında kas gevşemesi maksimum düzeye ulaşır. REM uykusunda ise vücut kasları neredeyse tamamen hareketsizleşir, bu dönemde solunum kontrolü de değişkenlik gösterir. İşte tam bu evrelerde apne atakları yoğunlaşır ve kişi sabahları kendini tükenmiş hisseder. Uykunun yapıcı, onarıcı özelliklerinden yoksun kalınmıştır.

Uyku Apnesi Türleri ve Birbirinden Farkları

Uyku apnesi tek bir hastalık olarak düşünülse de aslında üç farklı grupta incelenir. Her birinin altında yatan mekanizma, görülme sıklığı ve tedavi yaklaşımı birbirinden ayrılır. Bu ayrımı doğru bilmek, kişiye özgü çözüm yollarının belirlenmesi açısından önem taşır.

Obstrüktif uyku apnesi en sık karşılaşılan türdür. Yetişkin vakaların büyük çoğunluğunu oluşturur. Burada sorun, beyin solunum için uyarı gönderse bile üst hava yolunun fiziksel olarak tıkanmasıdır. Dil kökü yumuşak damağa yapışır, bademcikler daralmış havayolunu kapatır veya çene yapısı nedeniyle nefes geçişi kesilir. Kişi nefessiz kalır, oksijen düşer, beyin panikle uyanır. Sabaha kadar bu döngü onlarca kez tekrarlanır. Horlama genellikle bu tiple birlikte görülür çünkü daralmış hava yolundan geçen hava titreşim yaratır.

Santral uyku apnesi tamamen farklı bir mekanizma ile ortaya çıkar. Burada hava yolu açıktır ancak beyin solunum kaslarına gerekli sinyali iletmez. Nefes alma isteği ortadan kalkar. Kalp yetmezliği, inme geçirme, yüksek rakımlara ani çıkış veya bazı merkezi sinir sistemi ilaçları bu tipe zemin hazırlayabilir. Horlama genellikle yoktur çünkü hava yolu tıkanmamıştır. Bu durum tanıyı zorlaştırabilir, çünkü klasik uyku apnesi belirtileri olan gürültülü nefes alma gözlenmez.

Karma uyku apnesi ise her iki tipin özelliklerini bir arada taşır. Başlangıçta obstrüktif özellikler gösteren kişide, tedavi sırasında santral apne atakları ortaya çıkabilir. Özellikle CPAP cihazı kullanımına başlandığında bazı hastalarda bu geçiş gözlenir. Bu nedenle tedavi planlaması yapılırken her iki mekanizmanın da değerlendirilmesi gerekir.

Üç tip arasındaki temel fark, nefes durmasına neden olan unsurun anatomik mi yoksa nörolojik mi olduğudur. Obstrüktif tipte cerrahi veya ağız içi apareyler işe yararken, santral tipte solunum uyarıcı cihazlar veya altta yatan hastalığın tedavisi öne çıkar. Karma tiplerde ise duruma göre kombine yaklaşımlar tercih edilir.

Uyku Apnesine Yol Açan Nedenler ve Risk Grupları

Obstrüktif uyku apnesinin temelinde üst hava yolunu daraltan ya da tamamen kapatan yapısal ve fonksiyonel etmenler yatar. Boyun çevresi genişleyen kişilerde yumuşak damak, bademcikler ve dil tabanı gibi dokular daralmış havayolunu daha kolay tıkar. Erkeklerde yağ dokusu özellikle boyun bölgesinde farklı bir şekilde birikir, bu da onları kadınlara göre daha riskli konuma getirir. Kadınlarda ise menopoz sonrası östrojen düzeylerinin düşmesiyle birlikte bu koruyucu etki azalır ve apne sıklığı artar.

Kilo fazlalığı sadece boyun çevresini genişletmekle kalmaz, karın bölgesinde biriken yağ dokusu diyaframın hareket alanını kısıtlar. Yatarken karın basıncı artar, akciğerler tam olarak genişleyemez ve nefes alma işi zorlaşır. İnsülin direnci ve metabolik sendrom ile birlikte görülen apne vakalarında kilo verme, tedavinin en etkili destekleyicisi haline gelir.

Çene yapısındaki doğuştan gelen farklılıklar da önemli bir risk oluşturur. Geride konumlanmış çene, dar üst çene kemeri veya büyük bir dil, uykuda nefes yolunu mekanik olarak daraltır. Bu yapısal özellikler aile içinde görülebilir, ancak genetik yatkınlık tek başına sorun yaratmaz. Çevresel faktörler ve yaşam tarzı bu potansiyeli harekete geçirir.

Yaş ilerledikçe kas tonusu doğal olarak azalır. Üst hava yolunu açık tutan kasların gevşemesi, uykuda tıkanıklık riskini yükseltir. Alkol ve sedatif ilaçlar bu gevşemeyi daha da derinleştirir. Akşam yemeğinden sonra tüketilen birkaç kadeh içki, uykunun ilk saatlerinde nefes durmalarını tetikleyebilir. Sigara ise üst hava yolu mukozasını şişirerek havayolunu daraltır ve mukus salgısını artırır.

Burun tıkanıklığına yol açan kronik durumlar da apne riskini yükseltir. Septum deviasyonu, konka büyümesi veya alerjik nezle gibi sorunlar zorunlu ağız solunumuna iter. Ağız solunumu sırasında çene geriye düşer ve dil tabanı havayolunu daha kolay kapatır. Hamilelikte hormonal değişimler ve kilo artışı bir araya geldiğinde gebelik apnesi ortaya çıkabilir, bu durum hem anne hem de bebek sağlığı açısından yakın takip gerektirir.

Santral uyku apnesi için risk faktörleri farklı bir tablo çizer. Kalp yetmezliği, inme geçirme öyküsü ve yüksek rakımlarda yaşamak bu tipte sık görülen durumlardır. Opioid ağrı kesiciler ve belirli sinir sistemi ilaçları solunum merkezinin düzenleyici işlevini baskılayabilir. Nadir görülen karma tipte ise obstrüktif ve santral mekanizmalar bir arada işler, bu durum genellikle kompleks tıbbi geçmişi olan kişilerde ortaya çıkar.

Günlük Yaşamda Fark Edilebilen Belirtiler

Uyku apnesi genellikle yatakta başlayan bir sorun olarak görülse de, asıl izleri uyanıkken ortaya çıkar. Sabahları baş ağrısıyla uyanmak, gün içinde sürekli bir bitkinlik hissi taşımak ve odaklanma güçlüğü çekmek en sık rastlanan şikayetler arasındadır. Birçok kişi bu durumu yetersiz uykuyla açıklar, oysa gece yarısı defalarca nefessiz kalınan anlar vücudun oksijen depolarını tüketir ve gerçek dinlenme gerçekleşmez.

Araç kullanırken aniden gözlerin kapanması, öğleden sonra toplantılarda zorlanma veya televizyon izlerken bilinçsizce uyuyakalma gibi anlar ciddi işaretlerdir. Eşler veya aile bireyleri tarafından fark edilen yüksek sesli horlama, nefes alışverişinde duraklamalar ve sonrasında derin soluma hareketleri de tanıyı destekleyen bulgulardır. Sabahları ağız kuruluğu, gece terlemesi ve idrara sık çıkma ihtiyacı da sık görülür.

Bunların ötesinde ruh hali değişiklikleri, unutkanlık ve libido kaybı gibi belirtiler yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürür. Kişi kendini sürekli sinirli, motivasyonsuz veya depresif hissedebilir, bunun nedenini anlayamaz.

Uyku Apnesi
Uyku Apnesi

Organ Sağlığı Üzerindeki Etkileri

Tedavi edilmeyen uyku apnesi zamanla kalp damar sisteminde hasar yaratır. Gece boyunca tekrarlayan oksijen düşüklüğü kan basıncını yükseltir, kalp ritminde düzensizliklere yol açar ve koroner arter hastalığı riskini artırır. İnsülin direnci gelişerek tip 2 diyabet oluşumuna zemin hazırlar, metabolizma yavaşlar ve kilo vermek giderek zorlaşır.

Beyin sağlığı açısından durum daha endişe vericidir. Uzun süreli oksijen yetersizliği hafif bilişsel gerilemeye, dikkat eksikliğine ve ilerleyen yaşlarda demans riskinde artışa bağlanmıştır. Karaciğer yağlanması, böbrek fonksiyonlarında bozulma ve bağışıklık sisteminin zayıflaması da gözlemlenen diğer sonuçlardır.

İş yaşamında verimlilik düşer, iş kazalarına karşı yatkınlık belirgin şekilde artar. Trafikte mikro uyku denen birkaç saniyelik bilinç kayıpları ölümcül kazalara neden olabilir. Bu nedenle şüphe duyulan her durumun ertelenmeden değerlendirilmesi yaşamsal önem taşır.

Tanı Süreci ve Modern Tedavi Yaklaşımları

Şüphe uyandıran belirtilerin ardından atılacak ilk adım, uyku hekimliği veya kulak burun boğaz uzmanına başvurmaktır. Muayene sırasında boğaz yapısı, bademcikler, burun etleri ve boyun çevresi değerlendirilir. Kilolu bireylerde boyun çevresinin artması, daralmış hava yollarına işaret edebilir. Ancak fizik muayene tek başına kesin tanı koydurmaz, bu nedenle ileri inceleme şarttır.

Altın standart tanı yöntemi polisomnografi olarak adlandırılan uyku testidir. Gece boyunca uyku laboratuvarında kalınarak, beyin elektriksel aktivitesi, kalp ritmi, kan oksijen seviyesi, solunum hareketleri ve bacak kası aktivitesi eş zamanlı kaydedilir. Bu verilerle uyku evreleri, nefes duraklamalarının sıklığı ve süresi, oksijen düşüşlerinin derinliği ölçülür. Evde uygulanabilen basitleştirilmiş cihazlar da mevcuttur, fakat karmaşık vakalarda laboratuvar ortamı tercih edilir. Test sonuçlarına göre hastalığın şiddeti hafif, orta veya ağır olarak sınıflandırılır.

Tedavi planı, apne türüne ve şiddetine göre kişiselleştirilir. Obstrüktif tipte en etkili ve yaygın yöntem, sürekli pozitif hava yolu basıncı sağlayan CPAP cihazıdır. Uyku sırasında burun veya ağızdan verilen hava basıncı, yumuşak dokuların çökmesini önler. İlk kullanımda alışma süreci gerekebilir, ancak düzenli kullanımda gündüz uykusuzluğu ve horlama belirgin şekilde azalır. Orta şiddetli vakalarda, ağız içi takma apareyler çene pozisyonunu ileri taşıyarak hava yolunu açabilir. Bu apareyler diş hekimliği iş birliğiyle hazırlanır.

Cerrahi seçenekler yapısal sorunlarda gündeme gelir. Geniz eti büyüklüğü, burun eti sorunları veya bademcik tıkanıklığı varlığında ilgili müdahaleler planlanır. İleri kilolu hastalarda metabolik cerrahi yöntemleri, kilo verme sonrası apne şiddetinde belirgin düşüş sağlayabilir. Son yıllarda geliştirilen hipoglossal sinir stimülasyonu, dil kasını uyaran küçük bir cihazın yerleştirilmesini içerir. Uyku anında otomatik çalışan bu sistem, özellikle CPAP toler edemeyen seçilmiş vakalarda umut vadeden bir alternatiftir.

Merkezi tip apnede tedavi yaklaşımı farklılık gösterir. Temel sorun beyin-solunum kası iletişiminde olduğundan, oksijen desteği veya özel ventilasyon cihazları kullanılabilir. Kalp yetmezliğine bağlı gelişen Cheyne-Stokes solunumunda, altta yatan kardiyovasküler sorunun düzeltilmesi önceliklidir. Uyku ilaçları veya alkol gibi merkezi sinir sistemi depresanlarından kaçınılması, her iki apne türü için de ortak öneridir.

Yaşam Tarzı Düzenlemeleri ve Günlük Alışkanlıklarla Destek

Tedavi planına ek olarak günlük rutinlerde yapılan değişiklikler, uyku apnesinin etkilerini azaltmada belirgin fayda sağlar. Bu düzenlemeler sadece solunum olaylarını değil, genel uyku kalitesini ve gündüz enerji düzeyini de iyileştirir.

Kilo yönetimi en etkili müdahalelerden biridir. Boyun çevresinde biriken yağ dokusu, üst hava yolunu daraltarak nefes almayı güçleştirir. Özellikle karın bölgesindeki fazlalıklar, diyafram hareketini kısıtlar ve akciğerlerin tam olarak genişlemesini engeller. Kilo verme sürecinde haftada yarım kilogram civarında düzenli bir düşüş hedeflenmelidir. Çok hızlı diyetler metabolizmayı yorar ve uyku düzenini bozabilir.

Uyku pozisyonu büyük fark yaratır. Sırt üstü yatmak, dil kökünün ve yumuşak damağın yer çekimiyle arkaya doğru kaymasına neden olur. Yan pozisyon, bu riski önemli ölçüde düşürür. Sırt üstü yatmaya meyilli kişiler için bel arkasına küçük bir yastık yerleştirmek veya özel tasarlanmış uyku kemerleri kullanmak faydalı olabilir. Bazı akıllı bileklikler ve telefon uygulamaları, sırt üstü pozisyonu algıladığında hafif titreşimle uyarı verir.

Alkol ve yatıştırıcı maddeler yatmadan en az dört saat önce kesilmelidir. Alkol, üst hava yolu kaslarının tonusunu düşürür ve apne ataklarının süresini uzatır. Aynı etki bazı antihistaminikler ve kas gevşeticiler için de geçerlidir. Gece yatmadan önce ağır yemekler yerine hafif atıştırmalıklar tercih edilmelidir. Reflü, üst solunum yolunu tahriş ederek şişmeye yol açabilir.

Düzenli egzersiz programları, hem kilo kontrolüne katkı sağlar hem de uyku derinliğini artırır. Yüzme, yürüyüş ve bisiklet gibi aerobik aktiviteler özellikle önerilir. Burun solunumunu güçlendiren yüz egzersizleri ve flüt gibi üflemeli çalgı çalışması, üst hava yolu kaslarını kuvvetlendirdiği için araştırmalarda olumlu sonuçlar vermiştir. Yatmadan önceki üç saat içinde yoğun spor yapılması uyku başlangıcını geciktirebilir.

Yatak odası ortamı da göz ardı edilmemelidir. Oda sıcaklığı 18 ile 20 derece arasında tutulmalıdır. Yüksek nem, üst solunum yolunu şişirebilir. Kuru ortamlarda ise burun içi kurumasına bağlı tıkanıklık ortaya çıkar. Uyku hijyeni kurallarına uyum, uykuya dalma süresini kısaltır ve gece uyanmalarını azaltır. Her gün aynı saatte yatmak ve kalkmak, biyolojik saati düzenler. Yatak sadece uyku ve cinsel aktivite için kullanılmalı, televizyon izleme veya telefonla ilgilenme gibi uyanıklığı destekleyen davranışlardan kaçınılmalıdır.

Burun tıkanıklığı olan kişiler, yatmadan önce tuzlu su ile burun yıkama veya doktor önerisiyle burun spreyleri kullanabilir. Alerjik riniti olanlarda yatak örtüleri ve yastık kılıfları haftada bir 60 derecede yıkanmalıdır. Yatak odasında evcil hayvan bulundurulmaması, tüy ve doku parçacıklarının solunum yoluna girmesini önler.

Sabahları yorgun uyanmak, gün içinde sürekli çay veya kahve ihtiyacı duymak, araç kullanırken gözlerin kapandığını hissetmek gibi durumlar çoğu kişi tarafından “yoğun iş temposuna bağlı normal yorgunluk” olarak yorumlanır. Oysa bu belirtiler, yıllar boyu sessizce ilerleyen ve kalp damar hastalıklarından depresyona kadar geniş bir yelpazede sorunlara zemin hazırlayan uyku apnesinin işaretleri olabilir. Özellikle eşinden yüksek sesli horlama ve nefes tutulmaları hakkında uyarı alan, sabahları baş ağrısıyla uyanan ve kilo vermekte zorlanan kişilerin bu olasılığı ciddiye alması gerekir.

Uyku apnesi, modern tıbbın etkili yöntemleriyle yönetilebilen bir durumdur. CPAP cihazlarından ağız içi plaklara, cerrahi seçeneklerden yaşam tarzı düzenlemelerine kadar geniş bir tedavi yelpazesi mevcuttur. Ancak bu yöntemlerden herhangi birinin fayda verebilmesi için önce farkındalığın oluşması şarttır. Uyku düzenini iyileştirmek, kiloyu kontrol altında tutmak, alkol ve sigara kullanımını sınırlamak gibi adımlar hem tedaviyi destekler hem de hastalığın gelişim riskini düşürür. Her yaştan ve her kilodan insan uyku apnesi yaşayabilir. Bu nedenle şüphe duyulan durumlarda vakit kaybetmeden bir uyku tıbbı uzmanına başvurmak, hem yaşam kalitesini artırmanın hem de uzun vadede ciddi sağlık sorunlarından korunmanın en akıllıca yoludur.

Sık Sorulan Sorular

Sabahları ağzım kurumuş ve boğazım ağrımış olarak uyanıyorum, bu uyku apnesi belirtisi olabilir mi?

Evet bu belirtiler uyku apnesini düşündürebilir. Nefes duraklamaları sırasında ağızdan solumaya geçiş oluşur ve bu durum ağız kuruluğuna yol açar. Aynı zamanda hava yolundaki titreşimler ve oksijen düşüklüğü boğaz bölgesinde tahrişe neden olabilir. Özellikle horlama eşlik ediyorsa mutlaka bir uyku hekimi tarafından değerlendirilmenizi öneririm.

Uyku apnesi olan biri gündüz şekerleme yapsa bile yorgunluğu geçmiyor mu?

Maalesef geçmez çünkü uyku apnesindeki yorgunluk basit uykusuzluktan kaynaklanmaz. Gece boyunca tekrarlayan nefes duraklamaları beyini sürekli alarm moduna sokar ve derin uyku evrelerine ulaşılamaz. Gündüz yapılan kısa şekerlemeler bu yapısal bozukluğu düzeltemediğinden kişi dinlenmiş hissetmez, hatta bazen daha bitkin uyanabilir.

Uyku apnesi teşhisi konulsa bile CPAP kullanmadan önce kilo vermek tedaviyi etkiler mi?

Kilo verme uyku apnesi tedavisinde önemli bir destekleyicidir ancak teşhis konulduktan sonra CPAP kullanımını ertelememek gerekir. Ağırlık kaybı üst hava yolunu çevreleyen yağ dokusunu azaltarak nefes yolunu genişletebilir ve apne ataklarının sıklığını düşürebilir. Fakat bu süreç haftalar hatta aylar alabilir ve o arada gece boyunca devam eden oksijen düşüklükleri kalp, tansiyon ve metabolizma üzerinde zararlı etkiler yaratmaya devam eder. Bu nedenle kilo verme hedefiyle birlikte doktorunuzun önerdiği CPAP tedavisine aynı anda başlamak en doğru yaklaşımdır. İlerleyen dönemde kilo kaybı sağlandığında cihaz ayarları tekrar değerlendirilerek basınç değeri düşürülebilir veya bazı vakalarda kullanıma ara verilebilir.

Çocuklarımda da uyku apnesi olabileceğini nasıl anlarım, yetişkinlerden farklı belirtileri var mı?

Çocuklarda uyku apnesi yetişkinlerden farklı belirtiler gösterebilir ve ebeveynlerin dikkatli gözlem yapması önemlidir. Horlama yerine hırıltılı solunum, gece terlemesi, yatak ıslatma, uykuda garip pozisyonlar alma sık görülür. Gündüz aşırı uykusuzluk yerine hiperaktivite, dikkat dağınıklığı ve öğrenme güçlükleri öne çıkar. Yüzde uzun süren solukluklar, göğüs duvarının çökmesi ve sık uyanmalar da şüphe uyandırmalıdır. Büyüme geriliği veya kilo almada yavaşlama gibi fiziksel belirtiler de görülebilir. Bu farklı tablo nedeniyle çocuklarda uyku apnesi sıklıkla dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ile karıştırılır. Şüphe duyulduğunda bir çocuk uyku uzmanına başvurmak erken tanı ve tedavi için kritik öneme sahiptir.

Uyku apnesi tedavisi başladıktan sonra ne kadar sürede kendimi daha dinç hissetmeye başlarım?

Tedavi başladıktan sonra ilk haftalarda bazı hastalar enerji artışı hisseder ancak tam etki genellikle birkaç hafta ile üç ay arasında ortaya çıkar. Bu süre kişinin apne şiddetine, kullanılan tedavi yöntemine ve vücudun iyileşme hızına göre değişir. Düzenli kullanım ve uyku hekiminin önerilerine uyum süreci hızlandırır.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.