Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogSağlıklı BeslenmeGut hastaları nasıl beslenmelidir?

Gut hastaları nasıl beslenmelidir?

Medicinal Gut hastaları nasıl beslenmelidir?

Gut hastaları nasıl beslenmelidir?

Kliniğime gelen bir hastam, sabah uyandığında ayağının baş parmağında hissettiği o keskin, iğne batıyormuş gibi ağrıdan bahsetmişti. Gece yarısı uyandıran bu sancı, onu ayak ucuna basamaz hale getirmişti. Rengi kıpkırmızı olmuş, şişmiş olan eklemi hafifçe dokundurmuyordu bile. İşte gut hastalığı böyle bir şey. Bir anda ortaya çıkıyor, hayatı felç ediyor ve çoğu zaman insanlar bunun sadece “zengin hastalığı” olduğunu sanıyorlar. Oysa benim gözlemlediğim, bu rahatsızlığın altında yatan asıl sorun pürin metabolizmasının bozulması ve vücudun ürik asiti yeterince atamaması.

Birçok hastam, atak geçirdikten sonra doktora gitmek yerine ağrı kesiciye sarılıyor. Ağrı geçince de sanki hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. Oysa gut, sadece eklemleri değil, böbrekleri ve damar sağlığını da tehdit eden sistemik bir sorun. Ben yıllardır bu hastalarla çalışırken şunu net olarak görüyorum. Beslenme düzeninde yapılan doğru değişiklikler, ilaç dozlarını azaltmada hatta bazı durumlarda atakları neredeyse tamamen durdurmada çok etkili olabiliyor. Pürinlerin vücutta parçalanması sonucu oluşan ürik asit kristalleri, eklemlerde birikerek o yangısal tepkiyi başlatıyor. Dolayısıyla ne yediğiniz, ne kadar su içtiğiniz ve kilonuzun durumu, bu kristallerin oluşumunu doğrudan etkiliyor. Bir sonraki paragrafta atak dönemlerinde neler yapmanız gerektiğini, hangi yiyeceklerin size arkadaş hangilerinin düşman olduğunu somut örneklerle açıklayacağım.

Gut hastaları nasıl beslenmelidir?
Gut hastaları nasıl beslenmelidir?

Atak Dönemlerinde Beslenme Stratejileri ve Pürin Kontrolü

Geçen hafta kliniğime gelen 52 yaşındaki bir beyefendi, sol baş parmağındaki şişliği tarif ederken yüzü hâlâ bembeyazdı. Sabaha karşı uyandıran o delici ağrı, onu ilk kez benimle tanıştırmıştı. Masada anlattıkları çok tanıdıktı. Düğün yemeğinde içilen birkaç kadeh rakının ardından gece boyunca yenilen kavurma, ciğer ve mercimekli mantar sote. Ertesi sabah ayak parmağı bir elma kadar şişmiş, dokunulmaz hale gelmişti. İşte gut atakları böyle başlar. Kristaller birikir, bağışıklık sistemi alarm verir ve ekleminiz bir yangın alanına döner. Bu dönemde yapacağınız beslenme hataları ağrıyı uzatır, ilaç dozlarını artırır ve ekleme kalıcı hasar riskini yükseltir.

Atak sırasında pürin yükünü sıfıra indirmek ilk kuraldır. Pürinler vücutta ürik aside dönüşür ve bu dönemde her ekstra gram sizi daha fazla acıtır. Sakatatları tamamen unutun. Ciğer, böbrek, işkembe gibi organ etleri en yüksek pürin içeren besinlerdir. Bir dilim ciğer, günlük limitinizi üçe katlayabilir. Kırmızı et de bu dönemde sofradan kalkmalıdır. Eğer et ihtiyacı hissederseniz tavuk göğsü veya hindi gibi beyaz etlere yönelebilirsiniz ama porsiyon avucunuzun içi kadar olmalı ve haftada iki keyi geçmemeli. Balık konusu ise hassas. Hamsi, sardalya, uskumru gibi küçük, yağlı balıklar atak döneminde yasak. Ton balığı konservesi de aynı kategoridedir. Fakat somon veya levrek gibi büyük, beyaz etli balıklar ara sıra tolere edilebilir.

Sebze dünyasında da tuzaklar var. Mantar, ıspanak, kuzu kulağı ve pazı gibi koyu yeşil yapraklılar pürin bakımından zengindir. Fakat burada önemli bir ayrıntı var. Bitkisel kaynaklı pürinler hayvansal kaynaklılar kadar ürik asit yükseltmez. Yine de atak döneminde bunları da sınırlamakta fayda var. Patates, havuç, salatalık, domates, biber gibi renkli sebzeler serbestçe tüketilebilir. Lahana ailesi sebzeleri özellikle öneririm. Brokoli ve karnabahar, vücudun detoks yollarını destekler.

Süt ve süt ürünleri bu dönemin kurtarıcısıdır. Yapılan çalışmalar az yağlı süt, yoğurt ve peynirin idrarla ürik asit atılımını kolaylaştırdığını gösteriyor. Ben hastalarıma günlük iki kase yoğurt veya bir bardak kefir öneriyorum. Laktoz intoleransı olanlar için fermente ürünler daha iyi tolere edilir. Yumurta da mükemmel bir protein kaynağıdır. Haftada dört beş yumurta, kahvaltıda veya salatada rahatlıkla kullanılabilir.

Su tüketimi konusunda hiç taviz vermem. Atak döneminde günde üç litreyi bulmalı. Bu miktar, idrarın rengi açık sarı olana kadar artırılmalıdır. Bir litrelik şişeyi sabah masanıza koyun ve öğlene kadar bitirin. İkinci şişe öğleden akşama, üçüncüsü de akşam yatana kadar tüketilsin. Böylece takip kolaylaşır. Şekerli içecekler ve meyve suları ise tam ters etki yapar. Fruktoz metabolizması ürik asit üretimini tetikler. Bu dönemde en güvenli içecek sade su, taze nane limon demlenmiş su ve açık çaydır.

Gut İçin Koruyucu Beslenme ve Yaşam Tarzı Düzenlemeleri

Geçen hafta kliniğime gelen elli iki yaşındaki bir beyefendiyi hatırlıyorum. Atak dönemi geride kalmıştı, ayağındaki kızarıklık inmişti. Ama soruyu hep aynı şekilde soruyorlar. “Doktor Bey, şimdi ne yiyebilirim?” Aslında gutta asıl mesele atak bitince kuralları gevşetmemek. Tam tersine, bu dönemde vücudunuzu koruyacak alışkanlıkları yerleştirmek en kritik adım.

Süt ve süt ürünleri bu noktada en güvenli limanınız. Az yağlı yoğurt, ayran, lor peyniri ürik asit seviyelerini düşürmede doğal destekçiler. Her sabah bir kase yoğurt yemek, öğle yemeğinde bir dilim beyaz peynir tüketmek gibi basit rutinler uzun vadede fark yaratır. Yumurta ise haftada dört beş kez masanıza girebilir, özellikle kahvaltıda protein kaynağı olarak ideal.

Sebze ve meyve konusunda biraz ayrım yapmak lazım. Ispanak ve mantar atak döneminde yasakken, koruyucu evrede haftada bir iki kelemeği geçmemek kaydıyla yenilebilir. Ama kiraz bu hikayenin kahramanı. Yaz aylarında günde on beş yirmi tane taze kiraz, kışın ise bir fincan kiraz sapı çayı ürik asidi idrarla atılmasını kolaylaştırır. Bunu klinikte defalarca gözlemledim, kan değerlerinde gerçek düşüşler izliyorum.

gut beslenme Gut hastaları nasıl beslenmelidir?

Kilo meselesine gelince. Gutlu hastalarımın çoğunda karın çevresi fazlalığı var. Beli daralan pantolonlar sadece estetik sorun değil, metabolik bir alarm. Her kaybedilen beş kilo, eklemlerdeki yükü azaltıyor, insülin direncini kırıyor. Ama açlık diyeti yapmayın, gece atıştırmalıklarından vazgeçin. Akşam yemeği ile kahvaltı arasında on iki saat boşluk bırakmak bile karaciğerin ürik asit üretimini yavaşlatmasına yardım eder.

Su içme alışkanlığınızı kahve veya çayla değiştirmeyin. Günde iki litre su, idrarın rengi açık sarı olana kadar devam. Hafif yürüyüşler eklem hareketliliğini korur, ama ağır spor ve ani kilo kaybı atak tetikleyebilir. Dengeli gitmek, acele etmemek lazım.

Kliniğime gelen bir hasta vardı, üç yıldır düzenli ilaç kullanıyor ama yılda iki kez mutlaka atak geçiriyordu. Sonunda detaylı bir beslenme geçmişi aldığımda ortaya çıktı. Her akşam iki kadeh kırmızı şarap, hafta sonları ızgara ciğer keyfi, ve gün içinde belki bir bardak su içiyordu. İlaçlar semptomları bastırıyordu ama yaşam tarzı hastalığı besliyordu. Altı ay sonra durum tamamen değişmişti.

Gut ile yaşamak, onu yönetmeyi öğrenmek demek. Bu hastalık sizi bir ömür boyu pürin listeleriyle yaşamaya mahkum etmiyor. Temel prensipleri kavradığınızda esneklik mümkün. Atak dönemlerinde disiplinli olursunuz, durgun dönemlerde ise biraz daha geniş bir yelpazede beslenebilirsiniz. Önemli olan bedeninizin size verdiği işaretleri okumayı öğrenmeniz. Bir gecede şişen parmak, ani bir topuk ağrısı veya idrarda değişimler size erken uyarı verir. Bu sinyalleri görmezden gelmeyin, hemen eski disiplinine dönün.

Gut sadece eklem ağrısı değil, tüm metabolizmanızın bir yansımasıdır. Karaciğerinizin ürik asit üretimi, böbreklerinizin atılımı, bağırsaklarınızın emilimi, hepsi bir arada çalışır. Beslenme bu üçlünün üzerinde en doğrudan etkiyi kurduğunuz alandır. İlaçlar destektir ama asıl güç sizin elinizdedir. Sofranızı her düzenlediğinizde aslında bir tedavi seçimi yapıyorsunuz. Bu bilinçle hareket ettiğinizde, gut sizi yönetmez, siz onu yönetirsiniz.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir