Dr Sinan Akkurt

  0530 387 4687   Bornova / İzmir

BlogSağlıklı BeslenmeYaşlanma karşıtı yiyecekler nelerdir?

Yaşlanma karşıtı yiyecekler nelerdir?

Medicinal Yaşlanma karşıtı yiyecekler nelerdir?

Yaşlanma karşıtı yiyecekler nelerdir?

Yaşlanma Karşıtı Beslenme Nedir ve Neden Önemlidir?

Yıllardır birebir gözlemlediğim kadarıyla, fonksiyonel tıbbın temel taşlarından biri olan beslenme, biyolojik saatimizi geri çevirmede en güçlü araçlarımızdan biri. Gelin, klinik pratiğimde hastalarıma önerdiğim ve kendi soframdan da eksik etmediğim bu mucizevi besin gruplarını birlikte inceleyelim.

Zamana karşı koymanın tartışmasız en önemli noktalarından biri sağlıklı beslenmedir. Su, vücuttaki toksinlerin atılması, cilt kuruluğu ve cilt yenilenmesi için olmazsa olmazlarımız arasındadır. Buna ek olarak gün içinde tükettiğimiz besin grupları da cildimiz için hayati önem taşır. Ahududu, böğürtlen gibi kırmızı meyveler vücuttaki oksidatif stresi azaltarak antioksidan kapasite yaratır. Böylelikle başta cilt sağlığımız olmak üzere vücudumuzda çeşitli hastalıkların önlenmesine katkı sağlarlar. Siyah çekirdekli üzüm de içindeki C ve E vitaminlerinden dolayı cilt yenilenmesini destekleyerek koruma sunar.

Her gün kahvaltılarımıza koyduğumuz domates, içindeki likopen içeriğinden dolayı başta cilt kurulukları olmak üzere yaşlanma karşıtı besinler arasında yer alır. Salatalarımıza, yemeklerimize eklediğimiz sağlıklı yağlar da cilt sağlığımız için şarttır. Bunların başında zeytinyağı gelir. Zeytinyağı cilt, saç, tırnak gibi çeşitli noktalarda bizi destekleyerek koruma sağlar. Bu besin gruplarına diyetimizde yer verdiğimizde sağlıklı yaşlanabiliriz.

Yaşlanma karşıtı yiyecekler nelerdir?
Yaşlanma karşıtı yiyecekler nelerdir?

Renkli Meyvelerle Oksidatif Stresi Durdurmak

Her gün kliniğime gelen bir hastamın elinde kahverengi bir muz tuttuğunu, karşısındaki kâğıtta ise kırışıklık kremlerinin fiyat listesini gördüğümü hatırlıyorum. O gün ona söylediğim şey şuydu: cildinizdeki değişiklikleri yavaşlatmak istiyorsanız önce meyve sepetinize bakmalısınız. Vücudumuz sürekli olarak serbest radikaller adını verdiğimiz moleküllerle savaşır. Bunlar hava kirliliği, stres, kötü beslenme gibi etkenlerle artar ve hücrelerimizin zarar görmesine yol açar. İşte tam bu noktada renkli meyveler devreye girer. Onların canlı renkleri aslında antioksidan kapasitelerinin bir göstergesidir. Ne kadar koyu ve canlı bir renk görüyorsanız, o kadar güçlü bir koruma şansınız var demektir.

Ahududu ve böğürtlen gibi orman meyveleri kliniğimde en sık önerdiklerim arasındadır. Bu meyvelerin içindeki antosiyaninler sayesinde cilt hücrelerimiz oksidatif strese karşı kalkan oluşturur. Bir avuç böğürtleni kahvaltıdaki yoğurdunuzun üzerine serpmek, gün içinde atıştırmalık olarak tüketmek ya da dondurup smoothie hazırlamak oldukça pratiktir. Ben kendim genellikle akşam yemeğinden bir saat önce dondurulmuş ahududu yemeyi tercih ederim. Hem tatlı isteğini bastırır hem de gece boyunca hücre onarımına destek olur.

Siyah çekirdekli üzüm ise pek çok kişinin gözünden kaçan bir başka hazinedir. C ve E vitamini kombinasyonu cildin nem bariyerini güçlendirir. Özellikle kış aylarında ellerinde çatlamalar olan hastalarıma haftada üç dört kez bir kase üzüm tüketmelerini öneririm. Eğer taze bulamazsanız kuru üzüm de iş görür ancak şeker oranı yüksek olduğundan porsiyonu küçük tutmak gerekir. Bir avuçtan fazlası fayda yerine ek yük oluşturabilir.

Domatesi ise meyve olarak değil de sebze olarak gören çoktur. Oysa içindeki likopen sayesinde güneşin zararlı etkilerine karşı cildimizde doğal bir koruma tabakası oluşturur. Sıcak havalarda domates tüketimi artan hastalarımda güneş yanığı ve kuruluk şikayetlerinin azaldığını gözlemledim. Çiğ domates salatası kadar, hafifçe zeytinyağında kavrulmuş hali de likopen emilimini artırır. Kahvaltıda bir dilim domates, öğle yemeğinde domates çorbası, akşamda ızgaraya eşlik eden sote domates. Böylece gün boyu farkında olmadan kendinizi korursunuz.

Günlük Rutinde Kolayca Yer Alabilen Yaşlanma Karşıtı Besinler

Hastalarımdan biri geçen ay geldiğinde şöyle anlattı. Eşiyle birlikte her pazar kahvaltısında zeytinyağlı bir şeyler yapmaya başlamışlar. Üç ay sonra arkadaşları ciltlerinin neden böyle parladığını sormuş. O da şaşırmış çünkü ne botoks yapmışlar ne de pahalı bir kür almışlar. Sadece sofralarına ekledikleri birkaç basit besin, yılların yorgunluğunu yavaş yavaş silmiş.

yaslanma karsiti besinler Yaşlanma karşıtı yiyecekler nelerdir?

Bu hikaye aslında pek çok insanın ulaşabileceği bir şey. Mesela zeytinyağı. Salatalara dökmekle kalmayıp, hafif ısıtılmış sebzelerin üzerine gezdirmek de mümkün. Ben kendi mutfağımda sabahları bir kaşık zeytinyağına hafifçe ısıttığım ıspanak ve domatesi koyarım. İki dakikalık işlem, hücre zarlarını destekleyen yağ asitlerini o güne taşır.

Sıvı alımına gelince. Su sadece susuzluğu gidermez. Cildinizin alt tabakalarına kadar ulaşan nem, aslında içeriden başlar. Bir hastam günde iki bardak su içtiğini söylemişti. Cildi gerilmiş, mat görünüyordu. İki ayda sekiz bardağa çıktığında değişimi kendisi de fark etti. Bardak sayısını artırmak zor geliyorsa, limon dilimi veya birkaç yaprak nane eklemek işi kolaylaştırır.

Kırmızı meyveler konusunda pratik bir yöntemim var. Ahududu ve böğürtlen dondurulmuş olarak alınıp, yoğurtla karıştırılabilir. Kışın taze bulunamadığında bu şekilde antioksidan desteği devam eder. Siyah çekirdekli üzüm ise atıştırmalık olarak çok uygun. Öğleden sonra kan şekeri düşünce çikolata yerine bir avuç üzüm, hem C vitamini verir hem de cilt yenilenmesine katkıda bulunur.

Domatesi zaten kahvaltıda, öğlede, akşamda kullanmaktan bahsetmiştim. Buna bir de yeşil yapraklı sebzeleri eklemek lazım. Ispanak, roka, pazı. Bunları haftada bir kez bolca yıkayıp kurutup, buzdolabında hazır tutmak işi kolaylaştırır. Akşam yemeğine yetişme telaşında, buzdolabından çıkan hazır yeşillikler, tavada zeytinyağıyla iki dakikada sote olur.

Sıvı Dengesi ve Sağlıklı Yağlar

Hastalarımdan biri geçen hafta geldi, elli yaşlarında, cildi gerçekten de yaşından genç görünüyordu. Sırrını sorduğumda verdiği yanıt şuydu: “Doktor Bey, krem kullanmayı bıraktım, su içmeye ve zeytinyağına yöneldim.” Bu basit değişikliklerin on yılda nasıl birikerek fark yarattığını gözlerimle görüyordum.

Su, hücrelerimizin yaşam kaynağıdır. Cildiniz kuruduğunda, kırışıklıklar önce orada belirir. Çünkü susuz kalan hücre, kendini onaramaz. Ben hastalarıma şu pratik yöntemi öneriyorum. Sabah kalkar kalkmaz yatağın yanında duran bir bardak suyu içmek. Bu, gece boyunca yavaşlayan metabolizmayı uyandırır. Gün içinde ise her tuvalete gitişinizde bir bardak su için. Böylece sayı saymaya gerek kalmaz, vücut kendi ritmini bulur.

Yağlar konusunda ise büyük bir kafa karışıklığı var. Her yağ kötü değildir. Zeytinyağı, avokado, ceviz içi. Bunlar hücre zarlarının bütünlüğünü korur. Hücre zarı sağlamsa, besin içeri girer, atık dışarı çıkar. Zar hasar gördüğünde ise hücre çökmeye başlar. Kliniğimde gördüğüm en yaygın hatalardan biri, yağsız diyetlerle cildin matlaşması. Vücut yağsız kalınca, cilt kendini nemlendirecek araçları kaybeder.

Akşam yemeğinizde bir avuç ceviz, salatanızda iki yemek kaşığı soğuk sıkım zeytinyağı. Bunlar pahalı anti-aging kremlerden çok daha etkilidir. Çünkü içeriden başlar her şey.

Yaşlanma karşıtı beslenme, kısa süreli bir diyet değil, yaşam boyu sürdürülecek bir yaşam biçimidir. Kliniğimde gözlemlediğim en değerli şey şu: bu besinleri düzenli tüketen hastalarımda sadece cilt görünümü değişmiyor. Enerjileri artıyor, uykuları derinleşiyor, sabahları yataktan kalkma istekleri geri geliyor. Su, kırmızı meyveler, domates, zeytinyağı ve benzeri besinler tek başına mucize yaratmaz. Ancak bir araya geldiklerinde vücudun kendi onarım mekanizmalarını destekleyen güçlü bir sinerji oluştururlar. Bir hastam geçenlerde şunu söyledi: “Doktor Bey, kremlere ayırdığım parayı artık pazara harcıyorum.” Bu cümle, içeriden beslenmenin ne kadar isabetli bir yatırım olduğunu en güzel şekilde özetliyor.

Çatalınızdaki her seçim, yarınki yansımanızı şekillendirir. Bugün başlayabileceğiniz en küçük adım, kahvaltı tabağınıza bir avuç böğürtlen eklemek veya akşam salatanızın üzerine gerçek zeytinyağı gezdirmek olabilir. Bu değişiklikler anında fark edilmese de, hücreleriniz her lokmayı kaydeder. Sağlıklı ve bilinçli yaşlanmak için sofranızı dönüştürmeye şimdi başlayabilirsiniz. Unutmayın, en pahalı krem bile içeriden beslenmeyen bir bedene yetmez.

https://sinanakkurt.com.tr/dr-sinan-akkurt/

Dr. Sinan AkkurtFonksiyonel Tıp, Longevity ve Biyorezonans alanlarında çalışan, ulusal ve uluslararası kongrelerde konuşmacı olarak yer alan Tıp Doktoru ve Tıbbi Biyokimya Doktoru.Dr. Sinan Akkurt, 2000 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş, meslek hayatına Manisa'da Aile Hekimi olarak başlamıştır. Dokuz yıl süren kamu hizmetinin ardından akademik kariyerine yönelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda doktora eğitimini tamamlamış ve Tıbbi Biyokimya Doktoru (PhD) unvanını almıştır.Mesleki gelişimini yalnızca klasik tıp ile sınırlamayan Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Fonksiyonel İmmünoloji, Biyorezonans, Ozon Tedavisi, Akupunktur, Fitoterapi, Homeopati, Mezoterapi, Proloterapi, Hirudoterapi, Apiterapi, GAPS yaklaşımı, Hipnoz ve Psikolojik Kinezyoloji başta olmak üzere çok sayıda tamamlayıcı tıp alanında yurt içi ve yurt dışında ileri düzey eğitimler almıştır.2007 yılından bu yana İzmir Bornova'daki özel kliniğinde hizmet veren Dr. Sinan Akkurt; Fonksiyonel Tıp, Longevity (Sağlıklı Yaş Alma), Biyorezonans, bağırsak sağlığı ve mikrobiyota, kronik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, sigara ve alkol bağımlılığı tedavileri ile destekleyici onkoloji alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir